Barselona merkezli Ara gazetesinde yer alan bir analize göre, ABD ve İsrail'in potansiyel olarak dahil olabileceği ve 28 Şubat'ta başladığı varsayılan bir "İran Savaşı" senaryosu, altıncı ayına girerken uluslararası kamuoyunda ve özellikle ABD siyasetinde derin endişelere yol açıyor. Bu varsayımsal çatışmanın uzaması ve popüler olmaması, ABD Başkanı Donald Trump'ın siyasi kariyeri için ciddi bir tehdit oluşturuyor; zira seçim yılına girilmiş olması, bu durumun etkilerini daha da artırıyor. Analiz, bu türden bir çatışmanın öngörülemez sonuçları ve siyasi maliyetleri üzerine odaklanarak, Trump'ın popülaritesindeki düşüşü bu bağlama oturtuyor.
Söz konusu senaryo, ABD'nin Ortadoğu'daki uzun süreli askeri angajmanlarının kamuoyu üzerindeki yorgunluğunu gözler önüne seriyor. Irak ve Afganistan'daki uzun süreli müdahalelerin ardından, Amerikan halkı yeni ve maliyetli bir çatışmaya girmeye isteksiz görünüyor. Bu durum, özellikle dış politikada "Amerika Önce" sloganıyla yola çıkan ve denizaşırı maceralardan kaçınma vaadinde bulunan Donald Trump için büyük bir çelişki yaratıyor. Beklenenin aksine, böyle bir savaşın patlak vermesi ve uzaması, Trump'ın tabanında bile ciddi bir sorgulamaya yol açabilir ve seçmen desteğini önemli ölçüde eritebilir.
Seçim yılına girilmesi, bu türden bir dış politika krizinin etkilerini katlayarak artırıyor. Kamuoyu yoklamaları, popüler olmayan bir savaşın bir başkanın yeniden seçilme şansını nasıl ciddi şekilde zedeleyebileceğini gösteren tarihsel örneklerle dolu. Vietnam Savaşı, Başkan Lyndon B. Johnson'ın siyasi kariyerini sona erdirirken, Irak Savaşı da George W. Bush'un ikinci döneminin son yıllarında popülaritesini düşürmüştü. Trump'ın şu anki siyasi konumu ve kutuplaşmış ABD siyaseti göz önüne alındığında, böyle bir savaşın siyasi sonuçları çok daha yıkıcı olabilir ve rakiplerine geniş bir saldırı alanı açabilir.
Ortadoğu'daki Gerilimin Arka Planı ve Siyasi Yansımaları
ABD, İsrail ve İran arasındaki gerilim, on yıllardır Ortadoğu politikasının merkezinde yer alıyor. İran'ın nükleer programı, bölgesel müttefikleri aracılığıyla yürüttüğü vekil savaşları ve İsrail'e yönelik tehditleri, Washington ve Tel Aviv için sürekli bir endişe kaynağı olmuştur. ABD'nin 2018'de İran nükleer anlaşmasından (JCPOA) çekilmesi ve ardından uygulanan "azami baskı" politikası, gerilimi daha da tırmandırmış, bölgede askeri çatışma riskini artırmıştır. Bu bağlamda, Ara gazetesinin bahsettiği "İran Savaşı" senaryosu, mevcut jeopolitik kırılganlıkların bir yansıması olarak değerlendirilebilir.
Bölgedeki istikrarsızlık, sadece askeri değil, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla da küresel çapta hissedilmektedir. Özellikle petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar, Avrupa ülkeleri (İspanya dahil) ve Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için ciddi ekonomik baskılar yaratmaktadır. Akdeniz'e kıyısı olan İspanya ve Türkiye, Ortadoğu'daki herhangi bir çatışmanın mülteci akınları ve terör tehditleri gibi doğrudan sonuçlarından etkilenme potansiyeline sahiptir. Bu nedenle, bölgedeki gerilimlerin tırmanması, sadece ABD'nin iç siyasetini değil, küresel güvenliği ve refahı da tehdit etmektedir.
Popüler Olmayan Savaşların Etkisi ve Gelecek Senaryoları
Popüler olmayan bir savaşın maliyeti, sadece insan kayıpları ve harcanan milyarlarca Euro ile sınırlı değildir; aynı zamanda bir ulusun moralini bozar, uluslararası itibarını zedeler ve iç siyasi istikrarı sarsar. ABD'de yapılan araştırmalar, kamuoyunun dış askeri müdahalelere karşı giderek daha şüpheci yaklaştığını göstermektedir. Özellikle genç seçmenler arasında, ülkenin kaynaklarının yurt içindeki sorunlara harcanması gerektiği yönündeki görüşler ağırlık kazanmaktadır. Bu durum, Trump gibi bir liderin, seçmenlerinin beklentilerine aykırı bir dış politika macerasına girmesinin siyasi intihar anlamına gelebileceği yorumlarına yol açmaktadır.
Sonuç olarak, Donald Trump'ın seçim kampanyasında dış politika ve özellikle Ortadoğu'daki potansiyel çatışmalar, kilit bir tartışma alanı olmaya devam edecektir. Varsayımsal bir "İran Savaşı" senaryosu, Trump'ın siyasi geleceği için ciddi bir sınav teşkil ederken, aynı zamanda ABD'nin küresel rolünü ve Ortadoğu stratejisini yeniden gözden geçirmesi gerektiğini de ortaya koymaktadır. Bu türden bir çatışmanın patlak vermesi durumunda, sadece ABD'nin değil, tüm dünyanın jeopolitik ve ekonomik dengeleri derinden etkilenecek, Türkiye ve İspanya gibi bölgesel aktörler için de yeni zorluklar ve fırsatlar doğuracaktır. Uluslararası toplum, gerilimin tırmanmasını önlemek ve diplomatik çözümleri teşvik etmek için daha fazla çaba sarf etmek durumundadır.



