İspanya'nın Kuzey Afrika'daki özerk şehri Ceuta (Sebte), Fas'tan gelen kitlesel göçmen akınının bir ay sonrasında, toplumsal gerilimin ve aşırı sağcı söylemlerin yükselişiyle birlikte, çok kültürlü yapısını koruma mücadelesi veriyor. Kentin sakinleri, bir yandan İspanyol hükümetinin krizi yönetememesine tepki gösterirken, diğer yandan radikalleşme eğilimlerine karşı birlikte yaşam kültürünü savunuyor. Bu karmaşık tablonun ortasında, anakaradan gelen ve kendilerini "dayanışma filosu" olarak adlandıran bir grup, İspanyol bayraklarıyla donanmış tekneleriyle Ceuta'ya gelerek, hükümeti eleştirmiş ve "işgalcilerin sınır dışı edilmesi" çağrısında bulunmuştur.
Ceuta'da yaşayan Malika, kendisini Müslüman, İspanyol, bir asker kızı ve ömrü boyunca Ceutalı olarak tanımlayarak, kentin kimliğini ve çok katmanlı yapısını en iyi şekilde temsil ediyor. Torunuyla birlikte Mar (Deniz) Şirketi Caddesi'nde yürürken, ana karadan gelen ve limana demirleyen yaklaşık 60 teknenin yarattığı gösteriye mesafeli yaklaşıyor. Malika, bu grubun "iki günlüğüne plaja gelip güneşlenmek, yemek yemek ve içki içmekten ibaret" olduğunu belirterek, eylemin yüzeyselliğini eleştiriyor. Ancak, İspanyol devletinin krizi "felaket bir şekilde" yönettiği konusunda "dayanışma filosu" ile hemfikir olsa da, asıl çözümün artan gerilim ve aşırı sağın körüklediği radikalleşmeye karşı birlik içinde kalmak olduğuna inanıyor.
Mayıs 2021'de Fas'ın sınır kontrollerini gevşetmesiyle yaklaşık 10.000 kişinin, çoğu Faslı gençlerin, Ceuta'ya akın etmesi, İspanya ve Fas arasındaki diplomatik krizi derinleştirmişti. Bu olay, Ceuta'nın zaten hassas olan demografik ve sosyal dengesini daha da zorlamıştır. Gelen göçmenlerin büyük bir kısmı İspanyol güvenlik güçleri tarafından Fas'a geri gönderilse de, kentin üzerinde bıraktığı etki ve yaratılan korku iklimi, aşırı sağcı grupların söylemlerine zemin hazırlamıştır. Kentte uzun yıllardır süregelen Hristiyan, Müslüman, Yahudi ve Hindu topluluklarının barış içinde bir arada yaşama kültürü, bu yeni gerilimlerle sınanmaktadır.
Ceuta'nın Çok Kültürlü Kimliği ve Tarihi Bağlamı
Ceuta, İspanya'nın Kuzey Afrika'daki iki özerk şehrinden biri (diğeri Melilla (Melilye)) olup, stratejik konumu nedeniyle tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Cebelitarık Boğazı'nın girişinde yer alan bu küçük kent, Avrupa ve Afrika arasında bir köprü görevi görmekte, bu da ona eşsiz bir kültürel çeşitlilik kazandırmaktadır. Yüzyıllardır farklı din ve etnik kökenden insanların bir arada yaşadığı Ceuta, bu çok kültürlülüğüyle İspanya'nın geri kalanından ayrışmaktadır. Ancak bu çeşitlilik, aynı zamanda dışarıdan gelen baskılara ve radikalleşme çabalarına karşı kentin en kırılgan noktası haline gelmektedir. Özellikle göçmen krizleri, bu hassas dengeyi bozma potansiyeli taşımaktadır.
İspanya ile Fas arasındaki ilişkiler, Batı Sahra sorunu ve göçmen akınları gibi konular nedeniyle sıklıkla gerilimli olmuştur. Fas, zaman zaman sınır kontrollerini gevşeterek veya sıkılaştırarak İspanya üzerinde siyasi baskı kurma taktiği gütmektedir. Ceuta ve Melilla, Avrupa Birliği'nin (AB) dış sınırı olmaları nedeniyle, yasa dışı göçmenlik ve insan kaçakçılığı rotalarının önemli duraklarıdır. Bu durum, İspanyol hükümetini hem ulusal güvenlik hem de AB içindeki sorumlulukları açısından zorlu bir denklemin içine sokmaktadır. Aşırı sağcı Vox (Ses) Partisi gibi siyasi aktörler, bu tür krizleri kendi göçmen karşıtı ve milliyetçi söylemlerini güçlendirmek için bir fırsat olarak kullanmaktadır.
Toplumsal Kutuplaşma ve Birlikte Yaşamın Geleceği
Ceuta'da yaşanan son olaylar, toplumsal kutuplaşmanın derinleşme riskini gözler önüne sermektedir. "Dayanışma filosu"nun "işgalcilerin sınır dışı edilmesi" çağrısı gibi söylemler, kentin çok kültürlü yapısını tehdit eden ve nefret söylemini körükleyen unsurlardır. Malika gibi Ceuta sakinlerinin radikalleşmeye karşı birlik olma çağrısı, kentin geleceği için kritik bir önem taşımaktadır. Bu tür krizler, bir yandan yerel halkın dayanışma ruhunu güçlendirirken, diğer yandan toplumsal fay hatlarını derinleştirerek uzun vadeli sorunlara yol açabilir.
Türkiye de benzer coğrafi konumu ve göçmen krizleriyle mücadelesi nedeniyle bu tür olaylara yabancı değildir. Suriye savaşı sonrası milyonlarca mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye, göçmen entegrasyonu ve toplumsal uyum konusunda önemli deneyimlere sahiptir. Ceuta örneği, dış sınırları olan ülkelerin göçmen akınlarıyla başa çıkarken, hem güvenliklerini sağlamak hem de toplumsal barışı korumak adına ne denli hassas bir denge politikası yürütmeleri gerektiğini bir kez daha göstermektedir. İspanyol hükümetinin ve AB'nin, Ceuta gibi sınır şehirlerindeki çok kültürlü yaşamı korumak ve aşırı sağın yükselişine karşı koymak için daha kararlı ve kapsayıcı politikalar geliştirmesi elzemdir.



