Son dönemde yapılan bir araştırmaya göre, sosyal medya devi Meta'nın (Facebook ve Instagram'ın çatı şirketi) içerik üreticilerine etkileşim karşılığında ödediği milyarlarca dolar, Endonezya gibi ülkelerde "meme çiftlikleri" adı verilen yapıların ortaya çıkmasına ve küresel siyasi forumlarda dezenformasyonun yayılmasına yol açıyor. The Guardian gazetesinin ortaya çıkardığı bu çarpıcı tablo, Mark Zuckerberg'in şirketlerinin, platformlarındaki gürültüyü ve hatta toksisiteyi finanse ederek, demokrasiye zarar veren ve şiddeti körükleyen bir "bilgi kirliliği" (infoxication) ekosistemini nasıl beslediğini gözler önüne seriyor. Bu durum, sosyal medya platformlarının temel tasarımındaki ciddi bir kusuru işaret ediyor.
Araştırmaya göre, Facebook ve Instagram, belirli bir etkileşim sayısına ulaşan içerik üreticilerine toplamda 3 milyar €'ya yakın ödeme yaptı. Bu ödeme sistemi, Endonezya'da evden kalem monte ederek ek gelir elde etmeye benzer şekilde, sosyal medyadan para kazanma yöntemlerinin popülerleşmesine neden oldu. Ancak bu yeni "iş modeli", genellikle siyasi forumları çöp ve skandal içeriklerle dolduran, manipülatif ve yanıltıcı paylaşımlar üreten devasa "meme çiftliklerinin" ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Bu çiftlikler, adeta bir propaganda ordusu gibi çalışarak, küresel çapta kamuoyunu etkileme potansiyeli taşıyor.
Bu "gürültü" üretiminin ardında birden fazla motivasyon yatıyor. Bazı durumlarda, bu meme çiftlikleri, devletlerin propaganda aygıtları tarafından kararlaştırılan kampanyaları yürüten piyonlar olarak işlev görüyor. Belirli siyasi gündemleri veya ideolojileri desteklemek, rakipleri karalamak veya kamuoyunu belirli bir yöne çekmek amacıyla organize dezenformasyon kampanyaları yürütülüyor. Ancak araştırmalar, tüm bu kampanyaların ardında genuinely siyasi veya ideolojik bir motivasyon olmadığını da gösteriyor. Bazı şirketler, sadece viralite (hatta öfke viralitesi bile olsa) yoluyla para kazanmak amacıyla sosyal medya ortamını toksik içeriklerle dolduruyor. Çünkü ne kadar çok etkileşim, o kadar çok reklam geliri anlamına geliyor.
Meta'nın bu etkileşim odaklı iş modeli, platformların temel tasarımında ciddi bir kusur olduğunu ortaya koyuyor. Algoritmalar, kullanıcıların dikkatini en üst düzeyde tutmak için genellikle kutuplaştırıcı, şok edici ve duygusal tepki uyandıran içerikleri ön plana çıkarıyor. Bu da "bilgi kirliliği"ni teşvik ederek, toplumların gerçekleri ayırt etme yeteneğini zayıflatıyor, demokratik süreçleri baltalıyor ve hatta şiddet olaylarını tetikleyebiliyor. Mark Zuckerberg, bir yandan bu toksisiteyi finanse ederken, diğer yandan bu artan etkileşimden elde edilen reklam gelirleriyle "partiyi ödüyor" gibi görünüyor.
Sosyal Medya Algoritmaları ve Dezenformasyonun Yükselişi
Sosyal medya platformları, başlangıçta insanları birbirine bağlama ve bilgi paylaşımını kolaylaştırma vaadiyle ortaya çıktı. Ancak zamanla, özellikle algoritmaların devreye girmesiyle, bu platformlar dezenformasyonun ve propaganda faaliyetlerinin ana arterlerinden birine dönüştü. Kullanıcıların platformda daha fazla zaman geçirmesini sağlamak üzere tasarlanan algoritmalar, genellikle en çok etkileşim alan içerikleri (ki bunlar çoğunlukla sansasyonel, yanlış veya kutuplaştırıcı olabiliyor) önceliklendiriyor. Bu durum, bir "yankı odası" etkisi yaratarak, kullanıcıların kendi görüşlerini pekiştiren ve farklı bakış açılarına kapalı kalmalarına neden olan içeriklerle karşılaşmasını sağlıyor.
Bu problem, sadece Endonezya'ya özgü değil, küresel bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. ABD seçimlerinden Brexit referandumuna, pandemi dönemindeki aşı karşıtı kampanyalardan iklim değişikliği inkarına kadar birçok önemli konuda dezenformasyonun sosyal medya üzerinden yayıldığına dair sayısız örnek mevcut. Cambridge Analytica skandalı gibi olaylar, sosyal medya verilerinin ve algoritmaların siyasi manipülasyon için nasıl kullanılabileceğini acı bir şekilde gösterdi. Küresel dijital reklam harcamaları trilyonlarca Euro'ya ulaşırken, platformların bu "gürültülü" ortamdan reklam geliri elde etmesi, dezenformasyonun ekonomik bir teşvik mekanizmasıyla da desteklendiğini ortaya koyuyor.
Demokrasiler Üzerindeki Etkisi ve Gelecek Zorluklar
Sosyal medyanın teşvik ettiği bu "bilgi kirliliği" ve dezenformasyon, modern demokrasiler için ciddi tehditler oluşturuyor. Kamuoyunun doğru ve güvenilir bilgiye erişimini engellemesi, vatandaşların bilinçli kararlar almasını zorlaştırıyor. Bu durum, siyasi kutuplaşmayı derinleştiriyor, toplumsal güveni aşındırıyor ve demokratik kurumların meşruiyetini sorgulatıyor. İspanya'da Catalunya (Katalonya) bağımsızlık referandumu sürecinde veya Türkiye'deki seçim dönemlerinde sosyal medya üzerinden yayılan manipülatif içerikler, bu tür dezenformasyon kampanyalarının bir ülkenin iç dinamiklerini nasıl etkileyebileceğine dair somut örnekler sunuyor. Türkiye'de de benzer "trol orduları" ve dezenformasyon ağları, kamuoyunu manipüle etmek ve siyasi tartışmaları şekillendirmek için aktif olarak kullanılıyor.
Hükümetler, bu küresel platformları düzenlemekte büyük zorluklarla karşılaşıyor. Avrupa Birliği'nin Dijital Hizmetler Yasası (DSA) gibi girişimler, platformları içerik denetimi ve şeffaflık konusunda daha fazla sorumlu tutmayı amaçlasa da, sorunun boyutu ve hızı düşünüldüğünde bu çabalar yetersiz kalabiliyor. Gelecekte, sosyal medya platformlarının sadece yasal düzenlemelerle değil, aynı zamanda kendi iş modellerini ve algoritmalarını temelden gözden geçirerek, bilgi kirliliğini teşvik etmek yerine kaliteli ve güvenilir içeriği ödüllendiren bir yapıya geçmeleri büyük önem taşıyor. Aksi takdirde, dijital çağın "gürültüsü", demokrasilerin ve toplumsal uyumun temelini daha da aşındırmaya devam edecektir.



