İspanya'nın Valencia (Valensiya) kentinde yaşanan akıl almaz bir olay, yargı sisteminin işleyişi ve cinsel saldırı mağdurlarının korunması konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi. Geçtiğimiz Perşembe gecesi, Ulusal Polis (Policía Nacional) ekipleri, 56 ve 71 yaşlarındaki iki kardeşi, bilinçsiz haldeki bir kadına cinsel saldırıda bulunurken suçüstü yakaladı. Kardeşlerden birinin kadına tecavüz ettiği, diğerinin ise olayı izlediği tespit edildi. Ancak bu korkunç olayın ardından, Valencia Kadına Yönelik Şiddet Mahkemesi'nin nöbetçi yargıcı, şikayetten vazgeçme ve adli tıp raporunun eksikliği gerekçeleriyle davayı geçici olarak düşürerek iki zanlının serbest bırakılmasına karar verdi. Bu karar, kamuoyunda ve kadın hakları savunucuları arasında büyük bir infiale yol açtı.
Olay, Valencia'da gece saatlerinde meydana geldi. Polis ekipleri, rutin devriye görevlerini yerine getirirken şüpheli bir durumu fark etti ve müdahale etti. Yapılan baskında, 56 yaşındaki kardeşin bilinçsiz bir kadına cinsel saldırıda bulunduğu, 71 yaşındaki diğer kardeşin ise bu duruma seyirci kaldığı belirlendi. Zanlılar derhal gözaltına alındı ve adli süreç başlatıldı. Olayın vahameti ve polisin suçüstü tespiti göz önüne alındığında, zanlıların tutuklu yargılanması bekleniyordu. Ancak yargıcın kararı, bu beklentinin tam tersi yönde oldu ve zanlılar herhangi bir adli tedbir uygulanmadan serbest bırakıldı.
Yargıcın bu tartışmalı kararı almasındaki temel gerekçeler, mahkeme kararnamesinde açıkça belirtildi. İlk olarak, cinsel saldırıya uğrayan mağdura olaydan yaklaşık sekiz saat sonra şikayette bulunma hakkı tanındığı ve mağdurun bu hakkından feragat ettiği ifade edildi. İkinci ve belki de daha kritik gerekçe ise, hastanede yapılması gereken adli tıp muayenesine adli tıp uzmanının gelmemiş olmasıydı. Bu iki durum, delil yetersizliği ve mağdurun şikayetinin olmaması nedeniyle yargıcın davayı geçici olarak kapatma kararı almasına yol açtı. Ancak bu durum, adaletin tecellisi ve mağdurun korunması açısından ciddi soru işaretleri doğurdu.
İspanya'da Cinsel Şiddet ve Yargı Süreci: "Solo Sí es Sí" Yasasının Gölgesinde
Bu olay, İspanya'da cinsel suçlara karşı mücadelede önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilen "Solo Sí es Sí" (Sadece Evet Evet'tir) yasasının uygulanabilirliği ve etkinliği konusunda yeni bir tartışma başlattı. 2022 yılında yürürlüğe giren bu yasa, cinsel rızayı merkeze alarak, rıza olmaksızın gerçekleştirilen her türlü cinsel eylemi "cinsel saldırı" olarak tanımlamakta ve cinsel istismar ile tecavüz arasındaki ayrımı ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Yasa, mağdurun rızasının açıkça ifade edilmesi gerektiğini vurgulayarak, sessizliğin veya pasifliğin rıza olarak yorumlanamayacağının altını çizmektedir. Bu bağlamda, bilinçsiz bir kadına yapılan cinsel saldırının, mağdurun şikayetinden bağımsız olarak kamu davası niteliği taşıması ve yargı tarafından re'sen (kendiliğinden) soruşturulması gerektiği savunulmaktadır.
İspanya'da Kadına Yönelik Şiddet Mahkemeleri (Juzgados de Violencia sobre la Mujer), cinsel saldırı ve aile içi şiddet gibi suçlarla özel olarak ilgilenmek üzere kurulmuştur. Bu mahkemelerin temel amacı, mağdurlara özel bir koruma sağlamak ve adli süreçleri hızlandırmaktır. Ancak Valencia'daki bu karar, bu mahkemelerin dahi bazı durumlarda yetersiz kalabildiğini veya procedural eksiklikler nedeniyle adaletin gecikebildiğini göstermektedir. Özellikle adli tıp raporları, cinsel saldırı davalarında hayati delil niteliğindedir ve bu raporların eksikliği, davaların düşmesine veya zanlıların serbest kalmasına neden olabilmektedir. İstatistikler, İspanya'da cinsel saldırı vakalarında şikayet oranlarının düşük olduğunu ve yargı süreçlerinin uzun ve yıpratıcı olabildiğini göstermektedir. 2022 verilerine göre, cinsel saldırı şikayetlerinde artış yaşansa da, mahkumiyet oranları hala istenilen seviyede değildir.
Kararın Toplumsal Etkileri ve Türkiye ile Karşılaştırma
Valencia'da alınan bu karar, İspanya'da kadın hakları örgütleri ve kamuoyu tarafından büyük tepkiyle karşılandı. Karar, yargının cinsel şiddetle mücadeledeki kararlılığına gölge düşürdüğü ve mağdurların adalete olan güvenini sarstığı gerekçesiyle eleştiriliyor. Feminist gruplar, yargı sisteminin mağdurları koruma ve failleri cezalandırma görevini yerine getirmesi gerektiğini, özellikle polisin suçüstü tespit ettiği vakalarda mağdurun şikayetinin tek başına belirleyici olmaması gerektiğini vurguluyorlar. Ayrıca, adli tıp uzmanının görevini ihmal etmesinin veya geç kalmasının, mağdurun aleyhine bir durum yaratmaması gerektiği de dile getirilen eleştiriler arasında.
Türkiye'deki yasal düzenlemeler ve uygulamalar incelendiğinde, benzer bir vakanın farklı bir seyir izleyebileceği söylenebilir. Türk Ceza Kanunu'na göre, cinsel saldırı suçları re'sen soruşturulan suçlar arasındadır. Yani, mağdurun şikayetinden bağımsız olarak, Cumhuriyet Savcılığı olayı öğrendiği anda soruşturma başlatmakla yükümlüdür. Özellikle polisin suçüstü tespiti gibi durumlarda, savcılık derhal harekete geçer ve delillerin toplanmasını sağlar. Adli tıp raporları da Türkiye'de cinsel saldırı davalarında en önemli delillerden biridir ve adli tıp kurumlarının bu tür vakalara öncelik vermesi beklenir. Bu bağlamda, Valencia'daki gibi bir durumda, Türkiye'de zanlıların delil yetersizliği veya mağdurun şikayetinden vazgeçmesi nedeniyle serbest kalma ihtimali daha düşük olabilir, çünkü savcılık kamu adına davayı sürdürme yetkisine sahiptir. Ancak her iki ülkede de cinsel şiddet mağdurlarının adalete erişiminde karşılaştığı zorluklar ve toplumsal önyargılar devam etmektedir. Bu tür kararlar, yargı sistemlerinin kendilerini gözden geçirmesi ve mağdur odaklı bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini bir kez daha ortaya koymaktadır.



