Ortadoğu'da tansiyon bir kez daha zirveye ulaştı. Bölgedeki güç dengelerini sarsacak önemli bir gelişme olarak, Suudi Arabistan ve ABD'nin Irak'taki İran destekli milis gruplarına yönelik ortak bir saldırı düzenlediği bildirildi. Çarşamba sabahı erken saatlerde gerçekleştirilen bu operasyonda, İran yanlısı Halk Seferberlik Güçleri (FMP - Haşdi Şabi) mensubu 20 milis hayatını kaybederken, 32 kişi de yaralandı. Saldırılar, FMP'nin Irak'ın çeşitli bölgelerindeki karargahlarını hedef aldı ve Riyad'ın Tahran ile Washington arasındaki "gölge savaşına" en belirgin müdahalesi olarak kayıtlara geçti.
Saldırılar, Bağdad (Bağdat), Wasit (Vasıt), Ninive (Ninova), Basora (Basra), Kirkuk (Kerkük), Kerbala (Kerbela) ve Diyala (Diyala) vilayetlerindeki FMP karargahlarına odaklandı. Bu geniş çaplı operasyon, 28 Şubat'ta başlayan ve ABD ile İran arasındaki gerilimi daha da tırmandıran son çatışma dalgasının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Suudi Arabistan'ın doğrudan askeri müdahalesi, bölgedeki vekalet savaşlarının yeni bir boyut kazandığını ve çatışmanın daha geniş bir coğrafyaya yayılma potansiyeli taşıdığını gösteriyor.
FMP (Haşdi Şabi), 2014 yılında Irak'ta IŞİD'e karşı savaşmak amacıyla kurulan ve büyük ölçüde İran tarafından desteklenen şemsiye bir milis gücüdür. Irak hükümeti tarafından resmi olarak tanınan ve güvenlik güçlerinin bir parçası olarak kabul edilen bu grup, aynı zamanda İran'ın bölgedeki etkisini artıran önemli bir aktör olarak görülüyor. ABD ve müttefikleri, FMP içindeki bazı fraksiyonları terörist faaliyetlerle ve Amerikan askerlerine yönelik saldırılarla ilişkilendiriyor, bu da grubun gelecekteki statüsü ve faaliyetleri hakkında ciddi tartışmalara yol açıyor.
Arka Plan ve Bölgesel Dinamikler
Bu saldırı, ABD ile İran arasındaki uzun süredir devam eden gerilimin ve Suudi Arabistan ile İran arasındaki bölgesel rekabetin bir yansımasıdır. ABD, Irak'taki askeri varlığını ve çıkarlarını hedef alan saldırılardan İran destekli grupları sorumlu tutarken, İran ise ABD'nin bölgedeki askeri varlığının istikrarsızlığa yol açtığını savunuyor. Geçtiğimiz yıllarda, özellikle 2020'de İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin ABD tarafından öldürülmesi ve sonrasında Irak'taki ABD üslerine düzenlenen misilleme saldırıları, bu gerilimin en kritik anlarından bazılarını oluşturmuştu.
Suudi Arabistan'ın bu operasyona katılımı, Riyad'ın İran'ın bölgedeki nüfuzunu kırma konusundaki kararlılığını bir kez daha ortaya koyuyor. Yemen'den Lübnan'a, Suriye'den Irak'a kadar birçok cephede karşı karşıya gelen bu iki bölgesel güç, vekalet savaşları aracılığıyla birbirlerinin çıkarlarını zayıflatmaya çalışıyor. Riyad'ın doğrudan askeri müdahalesi, bu vekalet savaşlarının artık açık çatışmalara dönüşebileceği endişesini artırırken, aynı zamanda bölgedeki diğer aktörleri de taraf seçmeye zorlayabilir.
Türkiye ve Avrupa İçin Etkileri
Ortadoğu'daki bu tür gerilimler, bölgeye komşu olan Türkiye için doğrudan güvenlik ve ekonomik sonuçlar doğuruyor. Irak'ın kuzeyindeki istikrarsızlık, Türkiye'nin sınır güvenliğini etkilediği gibi, bölgeden gelebilecek yeni bir göç dalgası riski de taşıyor. Ayrıca, enerji kaynaklarının güvenliği ve petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar, Türkiye'nin enerji ithalatı faturasını doğrudan etkiliyor. Ankara, bölgedeki tüm aktörlerle dengeli ilişkiler kurmaya çalışırken, bu tür çatışmaların tırmanması Türkiye'nin diplomatik manevra alanını daraltabilir.
İspanya ve genel olarak Avrupa Birliği için de Ortadoğu'daki istikrarsızlık önemli endişe kaynağıdır. Akdeniz'in güney kıyılarındaki herhangi bir çatışma, enerji güvenliği, ticaret yolları ve potansiyel mülteci akınları gibi konularda Avrupa'yı doğrudan etkileyebilir. Özellikle petrol fiyatlarındaki yükselişler, İspanya gibi enerji ithalatına bağımlı ülkelerin ekonomileri üzerinde olumsuz bir baskı yaratabilir. Avrupa ülkeleri, genellikle diplomatik çözümler ve gerilimi azaltma çağrılarıyla sürece müdahil olmaya çalışsa da, bu tarz askeri operasyonlar diplomatik çabaları baltalama potansiyeli taşıyor.
Bu son saldırı, Irak'ın egemenliği açısından da ciddi soru işaretleri yaratıyor. Irak hükümetinin onayı olmadan yabancı güçlerin topraklarında askeri operasyonlar düzenlemesi, ülkenin iç istikrarını ve uluslararası konumunu zayıflatıyor. Bölgesel ve uluslararası güçlerin Irak topraklarını kendi vekalet savaşları için kullanması, ülkenin bağımsız bir dış politika izlemesini zorlaştırıyor ve uzun vadede istikrarsızlığın sürmesine zemin hazırlıyor. Önümüzdeki dönemde, ABD ve Suudi Arabistan'ın bu adımlarına İran ve desteklediği gruplardan nasıl bir yanıt geleceği, bölgenin geleceği açısından belirleyici olacak.



