Avrupa Birliği (AB) liderleri, Macaristan'da yapılan Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinin ardından Başbakan Viktor Orbán'ın partisi Fidesz'in beklenen oy oranının altında kalmasını ve yeni muhalif lider Péter Magyar'ın yükselişini büyük bir memnuniyetle karşıladı. Seçim sonuçlarının kesinleşmesinden dakikalar sonra, AB kurumlarından ve üye devletlerden art arda gelen tepkilerde, Macaristan'ın "Avrupa yolunu seçtiği" vurgulandı. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, alışılmadık derecede hızlı ve coşkulu bir açıklama yaparak, "Macaristan Avrupa'yı seçti. Avrupa her zaman Macaristan'ı seçti. Bir ülke Avrupa yolunu talep ediyor. Birlik daha da güçleniyor," ifadelerini kullandı. Bu açıklama, Brüksel ile Budapeşte arasındaki yıllardır süregelen gerilimin ardından, AB'nin Macaristan'daki siyasi değişim beklentilerini açıkça ortaya koydu.
Macaristan'da 9 Haziran'da yapılan seçimler, sadece Avrupa Parlamentosu üyelerini belirlemekle kalmadı, aynı zamanda ülke içinde yerel yönetimler için de önemli bir sınav oldu. Fidesz partisi, AP seçimlerinde oyların %44,8'ini alarak birinci sırayı korusa da, bu oran bir önceki AP seçimlerine göre yaklaşık 8 puanlık bir düşüşe işaret ediyordu. Özellikle Başkent Budapeşte'de ve birçok büyük şehirde yerel seçimlerde önemli kayıplar yaşandı. Bu sonuçlar, Başbakan Orbán'ın son 14 yıldır süregelen iktidarındaki en ciddi siyasi gerilemelerden biri olarak yorumlandı. Seçimlerin en dikkat çekici sonucu ise, siyaset sahnesine yeni giren ve kısa sürede büyük bir ivme kazanan Péter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi'nin %29,7 oy oranıyla ikinci sıraya yerleşmesi oldu. Bu başarı, Macaristan siyasetinde yeni bir dönemin habercisi olarak değerlendiriliyor.
Péter Magyar, eski Adalet Bakanı Judit Varga'nın eski eşi olarak tanınan ve Fidesz'in içinden gelip daha sonra hükümetin yolsuzluk politikalarını ve otoriterleşmeyi eleştirerek muhalefet saflarına katılan bir figür. Magyar, kısa sürede yolsuzluk karşıtı söylemleri ve AB yanlısı duruşuyla geniş kitlelerin desteğini arkasına almayı başardı. Onun yükselişi, Macaristan'da yıllardır süregelen muhalefet boşluğunu doldurma potansiyeli taşıyor ve Fidesz'in mutlak iktidarına karşı gerçek bir alternatif olabileceği sinyallerini veriyor. AB yetkilileri, Magyar'ın Avrupa yanlısı tutumunu ve demokratik değerlere olan bağlılığını, Orbán hükümetinin aksine, memnuniyetle karşılıyor. Bu durum, Macaristan'ın AB ile ilişkilerinde yeni bir sayfa açma potansiyeli yaratıyor.
Orbán Dönemi ve Avrupa ile Sürtüşmelerin Arka Planı
Viktor Orbán, 2010 yılından bu yana Macaristan'ın başbakanı olarak görev yapıyor ve ülkeyi "liberal olmayan demokrasi" anlayışıyla yönetiyor. Bu dönemde, yargı bağımsızlığından medya özgürlüğüne, sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerinden göç politikalarına kadar birçok alanda AB değerleriyle çatışan politikalar izledi. Brüksel, Macaristan'a karşı defalarca hukukun üstünlüğü ilkesini ihlal ettiği gerekçesiyle "Madde 7" prosedürlerini başlattı ve AB fonlarının dondurulması gibi yaptırımlar uyguladı. Orbán hükümeti ise bu eleştirileri, Macaristan'ın egemenliğini ve ulusal çıkarlarını savunma çabası olarak nitelendirdi. Bu derin ayrılıklar, Macaristan'ı AB içinde izole bir konuma iterken, diğer üye ülkeler arasında da endişelere yol açtı.
Macaristan'ın AB içindeki konumu, ekonomik olarak Birliğe bağımlı olmasına rağmen siyasi olarak sürekli bir meydan okuma sergilemesiyle dikkat çekiyordu. AB fonları, Macaristan ekonomisi için hayati önem taşırken, Orbán'ın siyasi söylemleri ve icraatları bu fonların serbest bırakılmasını engelledi. Bu durum, ülkenin ekonomik gelişimini olumsuz etkileyen bir faktör haline geldi. Öte yandan, Orbán'ın Rusya ve Çin gibi AB dışı aktörlerle yakın ilişkiler kurması, özellikle Ukrayna savaşı sonrası dönemde, Brüksel'in tepkisini daha da artırdı. Macaristan'ın AB'nin ortak dış politika kararlarına sık sık muhalefet etmesi, Birliğin birlik ve beraberlik ruhuna zarar verdiğine inanılıyordu.
Seçim Sonuçlarının Geniş Avrupa ve Türkiye Bağlantısı
Macaristan'daki bu sonuçlar, genel Avrupa Parlamentosu seçimlerinin geniş tablosuyla birlikte değerlendirilmeli. Avrupa genelinde aşırı sağ ve popülist partilerin yükselişi gözlemlenirken, Macaristan'da Orbán'ın gerilemesi ve pro-Avrupa bir figürün yükselişi, bu genel eğilime bir nebze olsun karşı çıkan bir dinamik sundu. Bu durum, AB'nin temel değerlerini savunan çevreler için moral verici bir gelişme olarak algılandı. Macaristan'daki değişim rüzgarı, AB'nin içindeki "liberal olmayan" akımlara karşı bir direnişin mümkün olduğunu gösteriyor ve demokratik ilkelerin hala güçlü bir şekilde savunulabileceği umudunu yeşertiyor.
Türkiye açısından bakıldığında ise, Viktor Orbán, AB içinde Türkiye'nin çıkarlarını destekleyen ve Türkiye-AB ilişkilerinin iyileştirilmesini savunan nadir liderlerden biriydi. Türkiye ile Macaristan arasında güçlü diplomatik ve ekonomik bağlar bulunuyor. Orbán'ın siyasi gücündeki bu gerileme, AB içinde Türkiye'ye yönelik dostane seslerin azalması anlamına gelebilir. Ancak, Péter Magyar'ın yükselişiyle Macaristan'ın AB ile ilişkilerinin normalleşme yoluna girmesi, dolaylı olarak Türkiye-AB ilişkileri üzerinde de yeni bir dinamik yaratabilir. Daha istikrarlı ve kurallara bağlı bir AB, Türkiye için de daha öngörülebilir bir partner olabilir. Yine de, Magyar'ın Türkiye politikası henüz netleşmiş değil ve gelecekteki gelişmeler bu bağlantının nasıl şekilleneceğini gösterecek.
Sonuç olarak, Macaristan'daki AP ve yerel seçim sonuçları, Viktor Orbán'ın 14 yıllık iktidarında önemli bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor. AB liderlerinin coşkulu tepkileri, Brüksel'in Macaristan'dan beklediği siyasi değişimin bir göstergesi. Péter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi'nin yükselişi, Macaristan siyasetinde yeni bir dönemin başlangıcını işaret ederken, Orbán'ın gelecekteki siyasi gücü ve ülkenin AB ile ilişkileri açısından belirsizlikleri de beraberinde getiriyor. Bu seçimler, AB'nin temel değerlerine bağlılığın önemini bir kez daha vurgularken, popülist liderlerin bile zaman zaman seçmen baskısıyla karşılaşabileceğinin altını çiziyor. Macaristan'ın önümüzdeki dönemde AB ile nasıl bir ilişki kuracağı ve Péter Magyar'ın siyasi momentumunu sürdürüp sürdüremeyeceği, hem ülke hem de geniş Avrupa için merak konusu olmaya devam edecek.



