Barselona'nın siyaset ve edebiyat dünyasından tanınan bir isim olan ekonomist, politikacı ve yazar Antoni Vives (Barselona, 1965), 2018 yılında Suudi Arabistan'a yaptığı bir ziyaretle hayatının radikal bir dönüş yaşadığını ortaya koydu. Ülkenin Veliaht Prensi Mohammed bin Salman ve "Vizyon 2030" projesini hazırlayan ekibiyle bir araya gelen Vives, çölün ortasında "Belçika büyüklüğünde" bir bölgeyi kapsayan ve "yeni" ile "gelecek" kelimelerinin birleşiminden oluşan Neom adlı mega şehri inşa etme projesine dahil oldu. Bu proje, çölün kalbinde dokuz milyonluk bir nüfusu barındıracak modern bir metropol yaratma hedefi taşıyor.
Vives, bu devasa projede yedi yıl boyunca liderlik ettiği deneyimlerini anlatan, "Al país secret" (Pòrtic, 2026) adlı edebi ve son derece ilgi çekici bir anı kitabıyla sessizliğini bozdu. Kitap, şeriatla yönetilen, gazeteci Cemal Kaşıkçı gibi rejim eleştirmenlerini öldürüp parçalayan bir mutlak monarşinin çelişkilerini açıkça gözler önüne sererken, aynı zamanda modernleşme arayışını da ele alıyor. Vives'in kendi kariyer geçmişi de birçok okuyucuyu şaşırtacak nitelikte. Yazar, "El somni de Farringdon Road" (La Magrana, 2011) ile Crexells Ödülü'nü ve "I demà, el paradís" (RBA, 2014) ile Llibreter Ödülü'nü kazanmasının yanı sıra, 2011-2015 yılları arasında Xavier Trias'ın son belediye başkanlığı döneminde Barselona (Barcelona) Belediyesi'nde (Ajuntament de Barcelona) Şehircilikten Sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. 2022'de ise, başkanlığını yaptığı Barcelona Regional adlı kurumda Santa Coloma de Cervelló'nun o zamanki belediye başkanı Jesús Arévalo'nun yasa dışı istihdamı nedeniyle iki yıl hapis cezasına çarptırıldı; bu ceza 155.000 Euro'luk bir tazminatla sonuçlandı.
Neom: Çölün Ortasında Bir Ütopya mı, Bir Distopya mı?
Antoni Vives'in Suudi Arabistan'daki görevi, Veliaht Prens Mohammed bin Salman'ın 2030 Vizyonu'nun en iddialı ve tartışmalı projelerinden biri olan Neom'un inşasına odaklandı. Yaklaşık 500 milyar Euro'luk bir bütçeyle hayata geçirilmesi planlanan Neom, özellikle "The Line" adlı 170 km uzunluğunda, 500 metre yüksekliğinde ve sadece 200 metre genişliğindeki dikey şehriyle tüm dünyanın dikkatini çekiyor. Bu fütüristik şehir, sıfır karbon emisyonu, yenilenebilir enerji kaynakları ve yapay zeka destekli yaşam vaatleriyle öne çıkıyor. Ancak projenin, yerel Howeitat kabilesinin zorla yerinden edilmesi gibi insan hakları ihlalleri iddiaları ve çevresel etkileri, uluslararası arenada ciddi eleştirilere neden oluyor. Vives'in kitabının, bu etik ikilemleri ve Suudi rejiminin çelişkilerini nasıl ele aldığı merak konusu.
Neom, Suudi Arabistan'ın petrol bağımlılığını azaltma, ekonomisini çeşitlendirme ve ülkeyi küresel bir teknoloji ve turizm merkezi haline getirme hedefinin bir parçası. Bu mega proje, ülkenin imajını modernleştirme çabası olarak görülse de, aynı zamanda eleştirel seslerin bastırılması ve otokratik yönetimin devamlılığı gibi temel sorunları da barındırıyor. Vives'in, Barselona'da demokratik bir yönetimde şehircilikten sorumlu bir pozisyonda bulunmuş bir isim olarak, böylesine tartışmalı bir rejimle çalışması, uluslararası alanda uzmanlar ve kamuoyu nezdinde etik tartışmaları da beraberinde getiriyor. Bu durum, siyasi kariyeri boyunca şeffaflık ve etik değerlere vurgu yapmış bir ismin, mutlak bir monarşi altında devasa bir projeye liderlik etmesinin ardındaki motivasyonları sorgulatıyor.
Antoni Vives'in Çelişkili Kariyeri ve Etik İkilemler
Antoni Vives'in kariyerindeki bu çarpıcı dönüş, Katalan siyasetinden Suudi Arabistan'ın fütüristik vizyonuna uzanan geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Barselona'da Şehircilikten Sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı olarak görev yaptığı dönemde, şehrin kentsel gelişimine önemli katkılarda bulunmuş, ancak daha sonra yargılandığı yolsuzluk davasıyla gündeme gelmişti. Bu olaylar zinciri, Vives'in Suudi Arabistan'daki rolünü daha da karmaşık bir hale getiriyor. Bir yandan edebiyat ödülleri kazanan, entelektüel bir figür olarak tanınan Vives, diğer yandan hem kendi ülkesinde hukuki sorunlarla yüzleşmiş hem de insan hakları sicili tartışmalı bir rejim için çalışmış bir profil çiziyor.
Vives'in "Al país secret" adlı kitabı, bu çelişkili deneyimleri ve Suudi Arabistan'ın modernleşme çabalarının ardındaki karanlık yüzü aydınlatma potansiyeli taşıyor. Kitabın, Veliaht Prens Mohammed bin Salman'a söylediği iddia edilen, "Fikrimi anlattığımda belki beni sokağa atarsın" cümlesi, Vives'in bu mutlak monarşi içindeki hassas konumunu ve belki de projenin eleştirel yönlerine dair cesur bakış açısını ima ediyor. Türkiye'nin de bölgedeki mega projeler ve uluslararası ilişkiler bağlamında benzer etik ve stratejik ikilemlerle karşılaştığı düşünüldüğünde, Vives'in deneyimleri, küreselleşen dünyada kalkınma ve insan hakları arasındaki gerilimi anlamak için değerli bir vaka çalışması sunuyor. Bu tür projelerde yer alan uluslararası profesyonellerin karşılaştığı zorluklar ve ahlaki sorumluluklar, Vives'in anıları aracılığıyla daha geniş bir tartışma platformuna taşınabilir.


