Hizbullah'ın eski lideri Hassan Nasrallah'ın vefatının üzerinden iki yıl geçmesine rağmen, Beyrut'un güneyindeki geniş banliyö bölgesi Dahieh'te onun yüzü her yerde karşımıza çıkıyor. Onlarca yıldır Hizbullah'ın gücünün ana vitrini olan bu bölgede, duvarlarda, dükkanlarda ve şehit liderleri anan posterlerde Nasrallah'ın karizmatik portreleri adeta şehrin dokusuna işlemiş durumda. Ancak bu görsel sürekliliğe rağmen, Nasrallah'ın geride bıraktığı şehir ve Lübnan artık eskisi gibi değil; derin ekonomik krizler, toplumsal değişimler ve siyasi çalkantılarla boğuşan bir ülke manzarası sunuyor.
Dahieh, sadece bir yerleşim yeri olmanın ötesinde, Hizbullah'ın kalbi ve kalesi olarak biliniyor. Bu bölge, örgütün siyasi, sosyal ve askeri faaliyetlerinin merkezi konumunda. Nasrallah'ın fotoğrafları, sadece bir anma değil, aynı zamanda direnişin ve örgütün devam eden varlığının güçlü bir sembolü olarak algılanıyor. Her köşede rastlanan bu portreler, Hizbullah'ın tabanındaki güçlü desteği ve liderlerinin mirasına olan bağlılığı gözler önüne seriyor. Ancak bu değişmez gibi görünen görsel kimliğin altında, Lübnan'ın genelinde yaşanan dramatik dönüşümler Dahieh'i de etkiliyor.
Nasrallah'ın liderliği döneminde Hizbullah, yalnızca İsrail'e karşı bir direniş hareketi olmakla kalmamış, aynı zamanda Lübnan siyasetinde önemli bir aktör haline gelmişti. Eğitim, sağlık ve sosyal hizmetler gibi alanlarda sunduğu hizmetlerle geniş bir destek tabanı oluşturmuş, özellikle Şii toplumu içinde derin kökler salmıştı. Bu hizmetler, merkezi hükümetin yetersiz kaldığı durumlarda Hizbullah'ın toplumsal meşruiyetini pekiştiren önemli bir araç olmuştur. Ancak bugün, Lübnan'ın tarihindeki en kötü ekonomik krizlerden biriyle mücadele etmesi, bu sosyal ağların sürdürülebilirliğini de zorluyor.
Lübnan, son yıllarda para biriminin değer kaybetmesi, yüksek enflasyon, işsizlik ve yoksullukla boğuşuyor. Bu durum, Hizbullah'ın geleneksel destekçileri arasında bile hoşnutsuzluk yaratabiliyor. Örgüt, bir yandan direniş kimliğini korumaya çalışırken, diğer yandan ülkenin içine düştüğü ekonomik darboğazdan çıkış yolları bulma baskısıyla karşı karşıya. Nasrallah'ın ölümünden sonra örgütün liderliğini üstlenen isimler, hem bu iç dinamikleri yönetmek hem de bölgesel ve uluslararası arenadaki konumlarını sürdürmek gibi çetin bir görevle karşı karşıya.
Nasrallah'ın Mirası ve Hizbullah'ın Stratejisi
Hassan Nasrallah, 1992'de selefi Abbas el-Musavi'nin İsrail saldırısında şehit edilmesinin ardından Hizbullah'ın genel sekreteri olmuştu. Onun liderliğinde Hizbullah, sadece İsrail'e karşı silahlı mücadele veren bir örgüt olmaktan çıkıp, Lübnan siyasetinin en etkili güçlerinden birine dönüştü. Karizmatik kişiliği, etkili hitabeti ve stratejik zekasıyla tanınan Nasrallah, örgütün hem askeri hem de siyasi kanadını başarıyla yönetti. Özellikle 2006'daki İsrail-Lübnan Savaşı'nda sergilediği direniş, Arap ve İslam dünyasında ona büyük bir sempati kazandırmıştı. Nasrallah'ın mirası, Hizbullah'ın "direniş ekseni" olarak adlandırdığı İran destekli bölgesel ittifaklar ağının temel taşlarından biri olarak görülmeye devam ediyor.
Hizbullah, kuruluşundan bu yana çift boyutlu bir yapıya sahip oldu: Bir yandan İsrail'e karşı silahlı direnişi sürdüren bir milis gücü, diğer yandan Lübnan parlamentosunda ve hükümetinde temsil edilen bir siyasi parti. Bu ikili yapı, örgütün hem iç siyasette etkili olmasını hem de bölgesel güç dengelerinde önemli bir rol oynamasını sağladı. Örgütün Suriye iç savaşına Esed rejimi lehine müdahalesi, bölgesel siyasetteki ağırlığını artırırken, uluslararası alanda tartışmalara neden oldu. Türkiye de dahil olmak üzere birçok ülke, Hizbullah'ın bölgedeki faaliyetlerini yakından takip etmekte ve örgütün eylemlerinin bölgesel istikrara etkilerini değerlendirmektedir.
Lübnan'ın karmaşık mezhepsel yapısı, siyasi kutuplaşmalar ve dış müdahaleler, Hizbullah'ın stratejilerini şekillendiren temel unsurlardır. Ülke, Sünni, Şii, Dürzi ve Hristiyan topluluklar arasında hassas bir güç dengesi üzerine kurulu. Hizbullah, Şii topluluğunun en güçlü temsilcisi olarak, bu dengeyi kendi lehine kullanmaya çalışırken, aynı zamanda ulusal bir aktör olarak da konumlanmaya gayret ediyor. Ancak ülkedeki derinleşen ekonomik kriz, yolsuzluk iddiaları ve devlet kurumlarının işlevsizliği, örgütün bu dengeyi sürdürme yeteneğini sınamaktadır. Özellikle 2020 Beyrut Limanı patlaması gibi olaylar, halkın devlete olan güvenini derinden sarsmış, Hizbullah'ın da dahil olduğu siyasi elitlere karşı tepkileri artırmıştır.
Lübnan'ın Değişen Dinamikleri ve Bölgesel Etkiler
Nasrallah'ın vefatının üzerinden geçen iki yıl, Hizbullah için yeni bir dönemin başlangıcını işaret ediyor. Örgütün mevcut liderliği, bir yandan Nasrallah'ın ideolojik ve stratejik mirasına sadık kalmaya çalışırken, diğer yandan Lübnan'ın değişen iç ve dış koşullarına uyum sağlamak zorunda. Bölgedeki gerilimler, özellikle İsrail ile olan sürekli çatışma riski, Hizbullah'ın askeri kapasitesini korumasını zorunlu kılarken, İran ile olan stratejik ittifakı da önemli bir dış destek sağlamaya devam ediyor. Bu durum, örgütün hem bir devlet içinde devlet gibi hareket etmesine hem de bölgesel bir aktör olarak varlığını sürdürmesine olanak tanıyor.
Dahieh'deki Nasrallah posterleri, sadece geçmişi değil, aynı zamanda Hizbullah'ın geleceğe yönelik iddiasını da temsil ediyor. Ancak bu görsel süreklilik, Lübnan'ın içinde bulunduğu derin krizi ve Hizbullah'ın bu krizdeki rolünü gölgelemiyor. Örgüt, halkın temel ihtiyaçlarını karşılama konusunda daha fazla baskı altında kalırken, aynı zamanda uluslararası toplumdan gelen yaptırımlar ve eleştirilerle de yüzleşmek zorunda. Özellikle Avrupa ülkeleri ve ABD, Hizbullah'ı bir terör örgütü olarak tanımlarken, örgütün Lübnan siyasetindeki ağırlığı, bu ülkelerin Lübnan'a yönelik politikalarını da karmaşıklaştırıyor.
Sonuç olarak, Hassan Nasrallah'ın Dahieh'teki omnipresent yüzü, Hizbullah'ın güçlü mirasının ve Lübnan'daki derin etkisinin bir göstergesi olmaya devam ediyor. Ancak bu görüntü, ülkenin içinde bulunduğu çetin koşulları ve örgütün gelecekteki yol haritasını etkileyen dinamikleri gizlemiyor. Lübnan, hem iç siyasi istikrarsızlık hem de bölgesel gerilimler arasında sıkışıp kalmışken, Hizbullah'ın Nasrallah sonrası dönemi, örgütün ve ülkenin kaderini şekillendirecek önemli kararlara sahne olacak gibi görünüyor. Dahieh, bu karmaşık tablonun hem bir sembolü hem de bir barometresi olarak varlığını sürdürüyor.



