Barselona'da yaşayan genç bir ailenin hayatı, 3 Temmuz 2025'te dünyaya gelen bebekleri Misha'nın altı gün sonra aldığı bir telefonla altüst oldu. Hospital Universitari Vall d’Hebron'dan gelen bu çağrı, Misha'ya doğumdan sonra yapılan topuk testinin sonuçlarının ciddi bir sağlık sorununa işaret ettiğini bildiriyordu. Kısa süre sonra doğrulanan teşhis, Ağır Kombine İmmün Yetmezlik (SCID) olarak bilinen, bağışıklık sisteminin gelişimini engelleyen ve hastayı en basit enfeksiyonlara karşı bile savunmasız bırakan nadir ve ölümcül bir genetik hastalıktı. Bu teşhisle birlikte gelen ilk talimat, bebeğin hayatta kalması için acil tecrit altına alınmasıydı; Madona ve oğlu Misha, hastanenin izole bir odasında, umut dolu bir tedavi bekleyişine başladı.
Misha'nın doğumuyla gelen sevinç, yerini büyük bir endişeye bırakmıştı. Hastanede yapılan rutin topuk testi, yenidoğanlarda erken teşhisin hayati önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Test sonuçları, Misha'nın vücudunun enfeksiyonlarla savaşmak için gerekli olan T ve B hücrelerini üretemediğini gösteriyordu. SCID, halk arasında 'balon çocuk hastalığı' olarak da bilinen, genetik mutasyonlar sonucu ortaya çıkan ve tedavi edilmediği takdirde genellikle yaşamın ilk yılında ölüme yol açan yıkıcı bir durumdur. Bu şok edici haberle birlikte, Madona ve eşi, oğullarının yaşayabilmesi için onu dış dünyadan tamamen izole etmek zorunda olduklarını öğrendiler.
Teşhisin ardından Madona ve Misha, Vall d'Hebron Hastanesi'nin özel bir odasına yerleştirildiler. Bu oda, Misha'yı dışarıdaki virüs ve bakterilerden korumak için tasarlanmış, steril bir yaşam alanıydı. Anne Madona, tüm bu zorlu süreç boyunca oğluyla birlikte hastanede yaşadı ve onun her anına tanıklık etti. Misha'nın, kemik iliği nakli gibi hayat kurtarıcı bir tedaviye uygun hale gelmesi için ya üç aylık olması ya da beş kilogram ağırlığa ulaşması gerekiyordu. Madona, "Bu süreç çok zordu ama Dr. Andrea Martín liderliğindeki tıbbi ekip bize her şeyi çok kolaylaştırdı" diyerek o günleri hatırlıyor ve ekibin profesyonelliğine ve insanlığına vurgu yapıyor.
Misha'nın bekleyişi, sonunda umutla sonuçlandı. Gerekli kriterleri karşılamasının ardından, küçük Misha'ya hayatını kurtaracak olan kemik iliği nakli yapıldı. Bu tür nakiller, SCID hastaları için en etkili tedavi yöntemlerinden biridir ve başarılı olması durumunda hastanın bağışıklık sistemini yeniden kurarak normal bir yaşam sürmesini sağlayabilir. Nakil süreci ve sonrası yoğun bir takip ve bakım gerektirse de, Madona'nın ve tüm ekibin çabaları Misha'ya yeni bir başlangıç yapma fırsatı sundu. Bu zorlu yolculuk, nadir hastalıklarla mücadele eden ailelerin karşılaştığı güçlükleri ve aynı zamanda tıp biliminin mucizelerini gözler önüne seriyor.
Ağır Kombine İmmün Yetmezlik (SCID): Nadir Bir Hastalığın Gölgesinde Yaşam
Ağır Kombine İmmün Yetmezlik (SCID), dünya genelinde yaklaşık her 50.000 ila 100.000 canlı doğumda bir görülen, son derece nadir ve genetik bir hastalıktır. Bu durum, vücudun enfeksiyonlarla savaşma yeteneğini temelden etkileyen T ve B lenfositlerinin gelişimini engelleyen çeşitli genetik kusurlardan kaynaklanır. Hastalığın en bilinen formu X'e bağlı SCID olmakla birlikte, otozomal resesif geçiş gösteren farklı tipleri de bulunmaktadır. SCID'li bebekler, doğumda sağlıklı görünseler de, bağışıklık sistemleri işlevsiz olduğu için en basit enfeksiyonlara (virüsler, bakteriler, mantarlar) karşı bile savunmasızdırlar. Bu nedenle, tedavi edilmezse, genellikle yaşamın ilk yılında ciddi enfeksiyonlar nedeniyle hayatlarını kaybederler.
SCID gibi nadir hastalıkların erken teşhisi, başarılı tedavi için kritik öneme sahiptir. Misha'nın durumunda olduğu gibi, yenidoğan tarama programları kapsamında yapılan topuk testleri, bu tür genetik bozuklukları semptomlar ortaya çıkmadan önce tespit etmeye olanak tanır. İspanya ve birçok gelişmiş ülke, SCID'i de içeren genişletilmiş yenidoğan tarama testlerini uygulamaktadır. Tarihte 'balon çocuk' olarak bilinen David Vetter'ın hikayesi, SCID'in ciddiyetini ve tecritin zorunluluğunu acı bir şekilde ortaya koymuştur. David, 1971'de doğmuş ve bağışıklık sistemi olmadığı için 12 yıl boyunca steril bir plastik balon içinde yaşamak zorunda kalmıştı; bu durum, SCID farkındalığını önemli ölçüde artırmıştır.
Barselona'daki Hospital Universitari Vall d’Hebron, İspanya'nın ve Avrupa'nın önde gelen pediatrik immünoloji ve kök hücre nakli merkezlerinden biridir. Bu tür nadir ve karmaşık hastalıkların tedavisinde uzmanlaşmış merkezler, hastalar için hayati bir rol oynamaktadır. İspanya'da nadir hastalıklarla mücadele konusunda ulusal stratejiler ve araştırma programları bulunmakta, hasta dernekleri de önemli bir destek sağlamaktadır. Türkiye'de de SCID gibi nadir hastalıkların teşhis ve tedavisi konusunda önemli ilerlemeler kaydedilmektedir. Ülkemizde de yenidoğan tarama programları kapsamında bazı metabolik ve genetik hastalıklar taranmakta, ancak SCID'in bu programa tam entegrasyonu ve farkındalığın artırılması için çalışmalar devam etmektedir. Türkiye'deki aileler de benzer zorluklarla karşılaşmakta ve uzman merkezlere erişim, tedavi maliyetleri ve sosyal destek konularında çaba göstermektedir.
Nadir Hastalıklarla Mücadele ve Toplumsal Destek
Misha'nın hikayesi, nadir hastalıklarla yaşayan bireylerin ve ailelerinin karşılaştığı olağanüstü zorlukların çarpıcı bir örneğidir. Bu hastalıklar sadece fiziksel sağlık üzerinde değil, aynı zamanda ailelerin psikolojisi, sosyal yaşamı ve finansal durumu üzerinde de derin etkiler bırakır. Erken teşhis, uzmanlaşmış tedavi merkezlerine erişim ve sürekli araştırma, SCID gibi durumlarla mücadelede temel taşları oluşturmaktadır. Tıbbi gelişmeler sayesinde, eskiden ölümcül olan birçok nadir hastalık artık tedavi edilebilir hale gelmiştir, ancak bu başarılar ancak kamuoyu farkındalığı, devlet desteği ve sivil toplum kuruluşlarının çabalarıyla sürdürülebilir kılınabilir. Misha'nın iyileşme yolculuğu, umudun ve bilimsel ilerlemenin gücünü simgelerken, aynı zamanda nadir hastalıklarla yaşayan herkes için daha iyi bir gelecek inşa etme sorumluluğumuzu da hatırlatıyor.



