İspanya'nın kuzeydoğusundaki özerk bölge Catalunya (Katalonya)'da faaliyet gösteren önde gelen sivil toplum kuruluşlarından SOS Racisme (Irkçılık Karşıtı Acil Durum), geçtiğimiz yıl boyunca kaydedilen ırkçılık vakalarına ilişkin çarpıcı bir rapor yayımladı. Kuruluşun Destek ve Şikayet Hizmeti (SAiD) tarafından hazırlanan rapora göre, 2024 yılı içerisinde tam 251 ırkçılık durumu tespit edildi. Perşembe günü düzenlenen basın toplantısında açıklanan bu veriler, bölgedeki ırkçılık sorununun ciddiyetini bir kez daha gözler önüne sererken, vakaların büyük bir çoğunluğunun ise "gizli kaldığı" ve resmi mercilere bildirilmediği uyarısı yapıldı.
Raporda sunulan detaylara göre, kaydedilen vakaların dörtte birinden fazlası, yani %25,5'i doğrudan saldırı ve ayrımcılık eylemlerinden oluşuyor. Bu durum, ırkçı söylemlerin fiziksel şiddete ve doğrudan dışlamaya dönüştüğünü gösteriyor. Ayrıca, vakaların %16,3'ü kamu güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen suistimallerden kaynaklanırken, %13,5'i ise sosyal haklara erişimde yaşanan ayrımcılıkları kapsıyor. SOS Racisme, bu 251 vakadan 72'sinin hukuki ve sosyal süreçlerini doğrudan üstlendiğini belirtirken, bu sayının buzdağının sadece görünen kısmı olduğuna dikkat çekiyor. Zira kuruluş, her on ırkçılık vakasından yedisinin şikayet edilmediğini ve "düşük şikayet" eğiliminin endişe verici boyutlara ulaştığını vurguluyor.
Şikayet etmeme nedenleri arasında anında yanıt alma ihtiyacı, adalete olan güvensizlik, motivasyon eksikliği, korku ve başka önceliklerin bulunması gibi faktörler öne çıkıyor. Mağdurların birçoğu, durumu sadece kayıt altına aldırmak isteyip hukuki bir sürece girmekten kaçınıyor veya çatışmayı kendi yöntemleriyle çözmeye çalışıyor. Hukuki sınırlamalar ve yaşanan saldırıyı doğru bir şekilde tanımlamanın zorluğu da şikayet oranlarının düşük kalmasında etkili oluyor. Özellikle güvenlik güçleri tarafından yaşanan ayrımcılık ve suistimal vakalarında, mağdurların misilleme korkusu ve adalet sistemine olan inançsızlığı nedeniyle şikayet etme oranlarının çok daha düşük olduğu belirtiliyor.
Irkçılığın Hedefindeki Gruplar ve Yapısal Sorunlar
SAiD Hukuk Sorumlusu Úrsula Ruiz, raporda en çok ayrımcılığa uğrayan grupları da açıkladı. Buna göre, hem kadın olmaları hem de dini kimlikleriyle (başörtüsü gibi) kolayca tanınmaları nedeniyle Müslüman kadınlar en çok ayrımcılığa maruz kalan kesimlerin başında geliyor. Ayrıca, Mağrip ve Sahra Altı Afrikalı gençler de etnik kökenlerine dayalı önyargılı polis profillemeleri nedeniyle kamusal alanlarda sık sık kimlik kontrollerine ve tacizlere maruz kalıyor. Bu durum, ırkçılığın sadece bireysel eylemlerden ibaret olmadığını, aynı zamanda devlet kurumlarının ve toplumun yapısal işleyişine derinlemesine nüfuz ettiğini gösteriyor.
SOS Racisme Direktörü Gemma Ferreon, kamu idarelerinin ayrımcılığı önleme ve kovuşturmadaki eksikliklerine dikkat çekerek, toplumda yaşanan yapısal ırkçılığın temel nedenlerinden birinin siyasi sınıf tarafından belirli nefret söylemlerinin meşrulaştırılması olduğunu belirtti. Ferreon'a göre, bu durum sadece aşırı sağ partilerle sınırlı kalmıyor; bazı sol partilerin de kısmen aşırı sağın argümanlarını benimseyerek bu nefret söylemlerine zemin hazırladığını ifade etti. Bu tür siyasi söylemler, toplumsal kutuplaşmayı artırarak ve belirli grupları hedef göstererek ırkçılığın normalleşmesine katkıda bulunuyor.
Katalonya'da Irkçılığın Arka Planı ve Uluslararası Bağlam
Katalonya, İspanya'nın en kozmopolit bölgelerinden biri olup, özellikle son yıllarda artan göçmen nüfusuyla birlikte kültürel çeşitliliği de artmıştır. Ancak bu çeşitlilik, bazı kesimlerde yabancı düşmanlığı ve ırkçılık eğilimlerini de beraberinde getirmiştir. Tarihsel olarak İspanya'nın sömürgeci geçmişi ve Avrupa'daki genel göçmen karşıtı dalga, Katalonya'daki ırkçılık sorununu daha da karmaşık hale getirmektedir. Aşırı sağcı partilerin yükselişi ve göçmen karşıtı söylemlerin ana akım siyasete sızması, SOS Racisme gibi kuruluşların işaret ettiği "yapısal ırkçılık" sorununu derinleştirmektedir. İspanya'nın genelinde de benzer raporlar yayımlanmakta ve Avrupa Birliği (AB) düzeyinde ırkçılıkla mücadele çabaları sürse de, yerel düzeydeki uygulamalar ve siyasi irade büyük önem taşımaktadır.
Türkiye'de de benzer şekilde göçmen ve azınlık gruplarına yönelik ayrımcılık vakaları zaman zaman gündeme gelmekte, sivil toplum kuruluşları bu konuda önemli raporlar yayımlamaktadır. Katalonya örneği, farklı coğrafyalarda dahi benzer dinamiklerle işleyen ırkçılık ve ayrımcılık sorunlarının evrenselliğini bir kez daha göstermektedir. Güvensizlik, korku ve adalet sistemine erişimdeki zorluklar, mağdurların sessiz kalmasına yol açan ortak engeller olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durum, sivil toplum kuruluşlarının, mağdurlara destek olma ve seslerini duyurma konusundaki kritik rolünü pekiştirmektedir.
Geleceğe Yönelik Etkiler ve Çözüm Önerileri
Katalonya'da kaydedilen 251 ırkçılık vakası ve özellikle "düşük şikayet" oranları, toplumda derinlemesine bir güven krizine işaret etmektedir. Bu durum, sadece ayrımcılığa uğrayan bireylerin yaşam kalitesini düşürmekle kalmayıp, aynı zamanda toplumsal uyumu ve kurumların meşruiyetini de zedelemektedir. Irkçılıkla mücadelede atılması gereken adımlar arasında, siyasi liderlerin nefret söylemlerinden kaçınması ve kapsayıcı bir dil benimsemesi, adalet sisteminin mağdurlara daha güvenilir ve erişilebilir hale getirilmesi, kamu güvenlik güçlerinin ayrımcılık karşıtı eğitimlerden geçirilmesi ve sivil toplum kuruluşlarına verilen desteğin artırılması yer almaktadır. Aksi takdirde, ırkçılık ve ayrımcılık, Katalonya toplumunun dokusunu aşındırmaya devam edecek ve daha büyük sosyal gerilimlere yol açabilecektir. Bu rapor, yalnızca bir uyarı niteliği taşımakla kalmayıp, aynı zamanda acil eylem çağrısı da yapmaktadır.



