Barselona Kentsel Araştırma Enstitüsü (IDRA) tarafından hazırlanan yeni bir çalışma, Catalunya (Katalonya) bölgesindeki agro-gıda tedarik zincirlerinde endişe verici bir yoğunlaşmaya işaret ediyor. Rapora göre, bölgedeki gıda satışlarının yaklaşık %65'i sadece 10 büyük süpermarket zinciri tarafından kontrol ediliyor. Bu durum, gıda sisteminin küçük üreticilerden büyük perakendecilere doğru kaydığını ve pazar gücünün giderek daha az sayıda aktörün elinde toplandığını gözler önüne seriyor.
Çalışma, bu eğilimin yalnızca perakende sektöründe değil, gıda üretiminin diğer aşamalarında da belirgin olduğunu ortaya koyuyor. Örneğin, domuz eti sektöründe üretimin, işlenmenin ve dağıtımın neredeyse tamamı beş büyük et şirketinin elinde bulunuyor. Bu şirketlerin ürettiği ürünlerin yaklaşık yarısı ise ihraç ediliyor. Tavukçuluk, meyve, zeytinyağı ve balıkçılık gibi diğer önemli tarım sektörlerinde de benzer bir yoğunlaşma gözlemleniyor, bu da yerel üretim kapasitesinin ve "circuits de proximitat" (yerel, kısa tedarik zincirleri) adı verilen yakınlık zincirlerinin giderek zayıflamasına neden oluyor.
Katalonya'da mevcut 48.891 tarım işletmesi ve yaklaşık 20.000 gıda dükkanına rağmen, 10 süpermarket zinciri (Mercadona, Bon Preu ve Esclat, Carrefour, Lidl, Consum ve bonÀrea gibi) gıda satışlarının büyük bir kısmını tekeline almış durumda. Bu durumun en somut sonuçlarından biri, son 10 yılda 4.600 çiftçinin üretimden çekilmesiyle Katalonya'nın kırsal kesiminde yaşanan dönüşüm. Aynı dönemde, tarım sektöründeki tüzel kişilerin (şirketlerin) varlığı %28 oranında artarak, bireysel çiftçilikten kurumsal tarıma doğru bir kaymayı işaret ediyor.
Tarımsal Üretimin Yüzde 55'i Hayvancılığa Ayrılıyor
IDRA'nın araştırması, Katalonya'daki tarımsal gıda üretiminin sadece %45'inin doğrudan insan tüketimine ayrıldığını, geri kalan %55'lik kısmın ise hayvan yemi olarak kullanıldığını belirtiyor. Bu oran, gıda sisteminin artan endüstrileşmesinin ve kurumsal yoğunlaşmanın temel sonuçlarından biri olarak gösteriliyor. Çalışma, bu yapısal değişimin, çiftçi sayısındaki kademeli düşüşle doğrudan ilişkili olduğunu vurguluyor. Gıda üretiminin büyük bir kısmının hayvan yemi olarak kullanılması, aynı zamanda doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı artırırken, gıda güvenliği ve sürdürülebilirlik açısından da önemli soruları gündeme getiriyor.
Yazarlar, üretim ve dağıtımdaki bu değişiklikleri, beslenme alışkanlıklarındaki evrimle de ilişkilendiriyor. Son 50 yılda et tüketiminin iki katına çıktığı, son otuz yılda ise ultra-işlenmiş gıda tüketiminin üç katına çıktığı belirtiliyor. Bu durum, endüstriyel gıda sisteminin hem üretim hem de tüketim tarafında derinlemesine bir dönüşüme yol açtuğunu gösteriyor. Tüm bu gelişmelerin yanı sıra, gıda fiyatları son altı yılda %34 oranında artarken, üretilen gıdaların yaklaşık %30'unun israf edildiği gerçeği, mevcut sistemin verimsizliğini ve sürdürülemezliğini açıkça ortaya koyuyor.
Pazar Konsantrasyonunun Derinleşen Etkileri ve Gelecek Perspektifleri
Katalonya'daki süpermarket zincirlerinin gıda pazarındaki bu denli yüksek konsantrasyonu, ekonomik, sosyal ve çevresel birçok önemli etkiye sahip. Perakende devlerinin pazarlık gücü, küçük ve orta ölçekli çiftçilerin ürünlerini adil fiyatlarla satma yeteneğini ciddi şekilde kısıtlıyor. Bu durum, çiftçilerin gelirlerini düşürerek, kırsal kalkınmayı engelliyor ve tarım sektöründeki işgücünün azalmasına katkıda bulunuyor. Tüketiciler açısından bakıldığında ise, pazarın birkaç büyük oyuncunun elinde toplanması, rekabeti azaltarak fiyatların yükselmesine ve ürün çeşitliliğinin azalmasına neden olabiliyor. Özellikle gıda enflasyonunun dünya genelinde yükselişte olduğu bu dönemde, bu tür bir konsantrasyon, hane halklarının gıdaya erişimini daha da zorlaştırabilir.
Bu pazar yapısı, aynı zamanda gıda egemenliği (food sovereignty) kavramı açısından da kritik öneme sahip. Gıda egemenliği, toplulukların kendi gıda sistemlerini tanımlama ve yönetme hakkını ifade ederken, büyük zincirlerin hakimiyeti bu hakkı zayıflatıyor. Yerel gıda sistemlerinin ve kısa tedarik zincirlerinin kaybı, gıda üretiminin küresel ve endüstriyel modellere bağımlılığını artırıyor. Bu da, iklim değişikliği, salgın hastalıklar veya jeopolitik gerilimler gibi dış şoklara karşı gıda sistemini daha kırılgan hale getiriyor. İspanya ve Avrupa Birliği genelinde de benzer pazar konsantrasyonu eğilimleri gözlemlenmekte olup, bu durum gıda politikalarının yeniden değerlendirilmesi gerektiği yönünde güçlü sinyaller veriyor.
Türkiye'de de perakende sektöründe benzer bir yoğunlaşma eğilimi mevcuttur; büyük market zincirleri küçük esnafın ve yerel üreticilerin pazardaki payını giderek azaltmaktadır. Bu durum, hem üreticilerin hem de tüketicilerin aleyhine sonuçlar doğurmakta, gıda fiyatları üzerinde spekülatif baskılar oluşturabilmektedir. Katalonya örneği, bu küresel eğilimin yerel ekonomiler ve tarım üzerindeki yıkıcı etkilerini bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu sorunla mücadele etmek için, küçük çiftçileri destekleyen politikaların geliştirilmesi, yerel ve organik pazarların teşvik edilmesi, tüketicilerin bilinçlendirilmesi ve büyük perakende zincirlerinin pazar gücünü sınırlayacak düzenlemelerin yapılması büyük önem taşıyor. Sürdürülebilir ve adil bir gıda sistemi için, pazarın daha dengeli bir yapıya kavuşturulması ve gıda üretiminin her aşamasında şeffaflığın artırılması elzemdir.



