İspanya'nın kuzeydoğusundaki özerk bölge Catalunya (Katalonya), son haftalarda yaşanan yıkıcı orman yangınları ve yasalardaki önemli bir değişiklik nedeniyle, orman bakımı sorumluluğunun kimde olması gerektiği tartışmasını yeniden alevlendirdi. Bölgedeki ormanlık alanların 1950'li yıllardan bu yana %35'ten neredeyse %65'e çıkarak iki katına ulaşması, bu konuyu daha da acil hale getiriyor. Ancak bu geniş ormanlık alanların sadece %30'unun aktif olarak yönetiliyor olması, yani ağaç kesimi, çalılık temizliği veya yeni fidan dikimi gibi çalışmaların yapılıyor olması, yangın riskini artıran önemli bir faktör olarak öne çıkıyor. Özellikle geçtiğimiz Cuma günü Collserola'da çıkan son yangın, sektördeki bu derin ayrılığı ve çözüm arayışını bir kez daha gündeme taşıdı.
Tartışmanın merkezinde, geçtiğimiz aylarda yasama sürecinde sessiz sedasız değişen bir madde yer alıyor. İlk olarak, arazi sahiplerini arazilerini uygun koşullarda tutmaya mecbur kılan ve idarenin bu bakımı masrafları sahibine fatura ederek yapmasına olanak tanıyan 21/2025 sayılı kararname, parlamentodaki görüşmeler sırasında önemli bir değişime uğradı. Ormancılık sektöründen gelen doğrudan talepler üzerine, "mecbur etmek" ifadesi yerini "iş birliği talep etmek" ifadesine bıraktı. Bu değişiklik, orman sahiplerinin üzerindeki yasal yükümlülüğü hafifletirken, ormanların bakımsız kalması durumunda ortaya çıkacak risklerin sorumluluğunu belirsiz hale getirdi.
Ormanların Genişlemesi ve Yönetim Çıkmazı
Catalunya'daki ormanlık alanların bu denli hızlı büyümesinin arkasında, 20. yüzyılın ortalarından itibaren yaşanan kırsal göç ve tarım arazilerinin terk edilmesi yatıyor. Köylerin boşalmasıyla birlikte, bir zamanlar ekili olan tarlalar ve otlaklar zamanla doğal olarak ormanlara dönüştü. Bu durum, bir yandan biyoçeşitliliğin artması gibi olumlu sonuçlar doğururken, diğer yandan da orman yangınları riskini ciddi şekilde yükseltti. Geleneksel olarak kırsal nüfus tarafından yapılan orman temizliği ve bakımı faaliyetleri azaldıkça, özellikle Akdeniz ikliminin kurak yaz dönemlerinde yangınlar için elverişli bir zemin oluştu. Yönetilmeyen ormanlar, yoğun kuru ot ve çalılık birikimi nedeniyle yangınların hızla yayılmasına ve kontrol altına alınmasının zorlaşmasına neden oluyor.
Uzmanlar, ormanların sadece bir doğal kaynak olmadığını, aynı zamanda su döngüsünü düzenleyen, erozyonu önleyen ve biyoçeşitliliği destekleyen kritik ekosistemler olduğunu vurguluyor. Ancak bu ekosistemlerin sürdürülebilirliği, aktif ve planlı bir yönetim gerektiriyor. Katalonya'daki ormanların büyük çoğunluğunun özel mülkiyette olması ve bu arazilerin genellikle küçük parçalara bölünmüş olması, merkezi bir yönetim stratejisinin uygulanmasını zorlaştırıyor. Orman sahiplerinin çoğu için, orman bakımı hem maliyetli hem de emek yoğun bir süreçtir ve bu işten elde edilen ekonomik getirinin düşük olması, sahipleri bu tür faaliyetlerden uzak tutmaktadır. Bu durum, ormanların "kamu yararı" mı yoksa "özel mülkiyet sorumluluğu" mu olduğu tartışmasını daha da karmaşık hale getiriyor.
Türkiye ile Benzerlikler ve Gelecek Senaryoları
İspanya'nın bu yaşadığı sorunlar, Türkiye gibi Akdeniz iklimine sahip ve geniş ormanlık alanlara sahip ülkeler için de tanıdık gelebilir. Türkiye de son yıllarda artan orman yangınlarıyla mücadele etmekte ve iklim değişikliğinin etkilerini derinden hissetmektedir. Türkiye'de ormanların büyük çoğunluğu devlet mülkiyetinde olsa da, orman köylülerinin orman bakımı ve yangınla mücadeledeki rolü, bu tür ekosistemlerin korunmasında yerel halkın katılımının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Hem İspanya hem de Türkiye için, orman yangınlarıyla mücadelede sadece yangın söndürme faaliyetlerine odaklanmak yerine, önleyici tedbirlerin ve sürdürülebilir orman yönetiminin kritik önemi giderek daha fazla anlaşılmaktadır.
Catalunya'daki yasal değişiklik, orman yangınları riskini artırma potansiyeli taşıyor ve gelecekteki yangınların önüne geçmek için yeni çözümlerin bulunmasını zorunlu kılıyor. Hükümetin, özel mülkiyet hakları ile kamu güvenliği ve çevrenin korunması arasındaki hassas dengeyi yeniden kurması gerekmektedir. Kamu sübvansiyonları, orman sahiplerine yönelik teşvik programları veya kooperatif modelleri gibi yaklaşımlar, orman bakımını daha cazip hale getirebilir ve ormanların aktif yönetimini sağlayabilir. İklim değişikliğinin etkileriyle birlikte artan aşırı hava olayları, ormanlarımızın korunması ve sürdürülebilirliği için acil ve kapsamlı stratejilerin geliştirilmesinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Aksi takdirde, ormanlarımız sadece birer doğal güzellik olmaktan çıkıp, yıkıcı yangınların tetikleyicisi haline gelebilir.



