15 Ağustos 2021 tarihi, Afganistan ve dünya için bir dönüm noktası oldu. Yirmi yıl süren uluslararası askeri varlığın ardından, Taliban güçleri başkent Kabil'e girerek ülkenin kontrolünü ele geçirdi. Bu ani değişim, milyonlarca Afgan vatandaşının hayatını kökten etkiledi; özellikle kadınlar ve gençler için büyük bir şok ve belirsizlik dönemi başlattı. O gün üniversiteye gitmeyi planlayan bir öğrencinin gözünden yaşananlar, bu trajik değişimin kişisel boyutunu çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
Ülkenin dört bir yanından gelen vilayetlerin birbiri ardına Taliban'ın eline geçtiği haberleri yayılırken, Kabil'deki öğrenci, yavaş yavaş içini saran korkuya rağmen başkentin düşeceğine inanamıyordu. Çevresindeki birçok kişi gibi o da, eğer Taliban Kabil'e girecekse bunun merkezi hükümetle yapılacak bir anlaşma yoluyla, savaş veya zor kullanılarak değil, barışçıl bir geçişle olacağını umuyordu. Arkadaşlarıyla kurduğu WhatsApp grubunda, ertesi gün derslere gitme konusunda anlaşmış olmaları, o anki genel beklentiyi ve yaşanan şokun büyüklüğünü gözler önüne seriyor. Bu durum, Afgan halkının birçoğunun, ülkenin bu kadar hızlı ve acımasız bir şekilde el değiştireceğini tahmin etmediğini gösteriyordu.
Ancak gerçekler, beklentilerden çok farklı gelişti. Taliban'ın Kabil'e girişi, herhangi bir direnişle karşılaşmadan, beklenenden çok daha hızlı gerçekleşti. Bu durum, uluslararası toplum ve Afganistan'daki birçok kişi için tam bir sürpriz oldu. Bir gün öncesine kadar normal bir hayat sürme hayalleri kuran, geleceğe yönelik planlar yapan gençler için, bu ani değişim sadece bir hükümet değişikliği değil, aynı zamanda kişisel özgürlüklerin ve kazanılmış hakların da sonu anlamına geliyordu. Özellikle kadınlar için, eğitim ve çalışma hayatında elde ettikleri tüm ilerlemelerin bir anda yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalması, derin bir hayal kırıklığı ve korkuya yol açtı.
Afganistan'ın Yakın Tarihi ve Taliban'ın Yükselişi
Taliban'ın 2021'deki yükselişi, Afganistan'ın çalkantılı yakın tarihinin bir parçasıdır. Örgüt, 1990'ların ortalarında, Sovyet işgalinin ardından ortaya çıkan iç savaş ortamında, medrese öğrencileri arasından doğdu. Şeriat hukukunun katı bir yorumunu uygulayarak 1996'da iktidara geldiler ve 2001'deki ABD liderliğindeki işgale kadar ülkeyi yönettiler. 11 Eylül saldırılarının ardından El Kaide'ye destek verdikleri gerekçesiyle devrilen Taliban, yirmi yıl boyunca uluslararası güçlere karşı direnişini sürdürdü. Bu yirmi yıllık süreçte, Afganistan'da demokrasi inşası, insan haklarının geliştirilmesi ve özellikle kadınların toplumsal hayata katılımı konusunda önemli adımlar atıldı. Kız çocuklarının okula gitmesi, kadınların üniversite eğitimi alması ve iş hayatında yer edinmesi teşvik edildi.
Ancak, ABD'nin 2020'de Taliban ile imzaladığı Doha Anlaşması ve ardından gelen çekilme kararı, ülkedeki dengeyi değiştirdi. Afgan Ulusal Ordusu'nun hızla dağılması ve Taliban'ın beklenenden çok daha kısa sürede ülkenin kontrolünü ele geçirmesi, uluslararası camiada büyük şaşkınlık yarattı. Birleşmiş Milletler raporlarına göre, 2001-2021 yılları arasında kadınların okuryazarlık oranı önemli ölçüde artmış, üniversiteye giden kadın öğrenci sayısı katlanmıştı. Ancak Taliban'ın yeniden iktidara gelmesiyle birlikte, kız çocuklarının ortaöğretime erişimi kısıtlandı, kadınların üniversiteye gitmesi ve birçok kamu görevinde çalışması yasaklandı. Bu, geride kalan yirmi yılda elde edilen tüm kazanımların bir anda tersine dönmesi anlamına geliyordu.
Uluslararası Tepkiler ve Türkiye-İspanya Bağlantısı
Taliban'ın Kabil'i ele geçirmesi, uluslararası alanda geniş yankı buldu ve büyük bir insani kriz potansiyelini beraberinde getirdi. Milyonlarca Afgan, can güvenliği ve gelecek kaygısıyla ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla Afganistan'dan gelen mülteci akınından etkilenen ülkelerden biri oldu. Ankara, bir yandan Taliban ile diplomatik kanalları açık tutmaya çalışırken, diğer yandan da Afganistan'daki insani krize dikkat çekerek uluslararası yardımların artırılması çağrısında bulundu. Türkiye, Kabil Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı'nın işletilmesi konusunda da Taliban ile görüşmeler yürütmüş, bölgedeki istikrarın sağlanması için aktif rol oynamaya çalışmıştır.
İspanya da Afganistan'daki duruma kayıtsız kalmadı. Özellikle kadınlar, gazeteciler ve insan hakları savunucuları gibi risk altındaki gruplara sığınma hakkı tanıyarak insani bir köprü görevi üstlendi. Barselona merkezli birçok sivil toplum kuruluşu, Afganistan'daki kadınların ve çocukların eğitimi için projeler yürütmüş, Taliban'ın iktidara gelmesiyle bu projelerin akıbeti belirsizliğe düşmüştür. İspanyol hükümeti, Avrupa Birliği nezdinde Afganistan'daki insan hakları ihlallerine karşı sert bir duruş sergilenmesi ve insani yardımların kesintisiz ulaştırılması için çağrılarda bulundu. Bu durum, Afganistan'daki krizin sadece yerel değil, küresel bir sorun olduğunu ve uluslararası dayanışmanın önemini bir kez daha gösterdi.
Sonuç olarak, 15 Ağustos 2021'de Kabil'in düşüşü, Afganistan halkı için derin bir travma yarattı. Bir üniversite öğrencisinin "Taliban'ın değişmesini umuyorduk ama değişmek zorunda kalan biz olduk" sözleri, yitirilen umutları ve kaybedilen özgürlükleri özetliyor. Uluslararası toplumun yirmi yıllık çabalarına rağmen, Afganistan'ın geleceği belirsizliğini koruyor ve Taliban yönetimi altında insan hakları, kadın özgürlükleri ve eğitim gibi temel konulardaki endişeler devam ediyor. Bu olay, uluslararası müdahalelerin karmaşıklığını ve kırılgan devlet yapılarında sürdürülebilir barışın ne kadar zor inşa edildiğini acı bir şekilde hatırlatmaktadır.



