🇪🇸 Barselona, İspanya'dan Türkçe Haberler
Kültür

Júlia de Paz'dan 'La Buena Hija': Kadın Olmanın Şiddetle Yüzleşmek Olduğu Bir Dünya

12 Nisan 2026, Pazar
4 dk okuma
Kaynak: Betevé
Júlia de Paz'dan 'La Buena Hija': Kadın Olmanın Şiddetle Yüzleşmek Olduğu Bir Dünya

İspanyol sinemasının yükselen yıldızlarından yönetmen Júlia de Paz Solvas'ın merakla beklenen ikinci uzun metraj filmi La buena hija (İyi Kız), 10 Nisan Cuma günü sinemaseverlerle buluştu. Daha önce Harta adlı kısa filminden uyarladığı ve eleştirmenlerden tam not alan Ama (2021) ile adından söz ettiren De Paz, yeni filmiyle de toplumsal bir yaraya parmak basıyor. Başrollerini genç yetenek Kiara Arancibia'nın yanı sıra Janet Novás, Julián Villagrán ve Petra Martínez gibi deneyimli isimlerin paylaştığı yapım, daha vizyona girmeden Tallinn Film Festivali'nde En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu ve Seyirci Ödülü olmak üzere üç önemli ödül kazanarak başarısını tescilledi.

La buena hija, ebeveynlerin ayrılığının çocuklar üzerindeki derin ve karmaşık etkilerini, özellikle de kız çocuklarının bakış açısından ele alıyor. Film, anne ve babası ayrıldıktan sonra annesi ve büyükannesiyle yaşamaya başlayan genç Carmela'nın hikayesini merkeze alıyor. Carmela, karizmatik bir plastik sanatçı olan babasına hayranlık duysa da, babasının aynı zamanda şiddet eğilimli ve maço bir figür olmasıyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Bu çelişkili durum, filmin ana gerilimini oluştururken, aile içi şiddetin kuşaklararası aktarımı ve bunun çocuklar üzerindeki psikolojik yükünü çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Yönetmen Júlia de Paz, filmin temel mesajını şu sözlerle açıklıyor: "Filmle birlikte, ebeveynlerden miras kalan şiddetin, özellikle de çocuklarda tekrarlanmak zorunda olmadığını göstermek istedik." De Paz ve filmin senaryosunu birlikte yazdığı Núria Dunjó, erkek karakteri klişelerden uzak bir şekilde ele alarak, onu anlamaya çalışırken asla haklı çıkarmama gibi hassas bir denge kuruyor. Bu yaklaşım, seyirciye karakterlerin çok boyutluluğunu ve karmaşıklığını sunarak, şiddetin basit bir iyi-kötü ayrımından ibaret olmadığını vurguluyor.

Toplumsal Şiddet ve Gerçekçi Karakterler

Filmin senaryo aşamasında yapılan kapsamlı araştırmalar, karakterlerin inandırıcılığını ve toplumsal gerçeklikle bağını güçlendiriyor. Yönetmen ve senarist ekibi, vekalet şiddeti (violencia vicaria) mağduru çocuklarla, kadınlara yönelik şiddet suçundan hüküm giymiş erkeklerle ve şiddet mağduru kadınlarla birebir görüşmeler gerçekleştirmiş. Bu görüşmelerden elde edilen veriler, filmin karakterlerini derinleştirmekte ve hikayeyi daha gerçekçi bir zemine oturtmakta kullanılmış. Júlia de Paz'ın "Erkek egemen bir toplumda kadın olmak, zaten belirli şiddet türlerini deneyimlemek demektir" şeklindeki güçlü ifadesi, filmin temel motivasyonunu ve kadınların bu tür toplumlardaki kırılganlığını özetliyor.

Başroldeki Kiara Arancibia, Carmela karakterini canlandırırken ilk oyunculuk deneyimini yaşasa da, performansıyla dikkat çekiyor. Rolüne hazırlanırken, yönetmenin bir önceki filmi Ama'nın başrol oyuncusu Tamara Casellas'tan destek alan Arancibia, duyguları ustaca yansıtıyor. Arancibia, "Oyunculuk yaparken içsel düşünce çok önemlidir. Ne düşündüğünüzün ekranda göründüğüne inanıyorum" diyerek, karakterinin iç dünyasına ne kadar odaklandığını belirtiyor. Bu içselleştirme süreci, Carmela'nın yaşadığı karmaşık duygusal yolculuğu izleyiciye güçlü bir şekilde aktarılmasında kilit rol oynuyor.

İspanya'da Kadın Şiddeti ve Sinemanın Rolü

İspanya, kadınlara yönelik şiddetle mücadelede Avrupa'da öncü ülkelerden biri olarak kabul ediliyor. 2004 yılında yürürlüğe giren "Cinsiyet Şiddetine Karşı Kapsamlı Koruma Tedbirleri Organik Yasası" (Ley Orgánica de Medidas de Protección Integral contra la Violencia de Género) bu alanda önemli bir dönüm noktası olmuştur. Ancak yasal düzenlemelere rağmen, ülkedeki kadın cinayetleri ve aile içi şiddet vakaları ne yazık ki devam etmektedir. Özellikle "vekalet şiddeti" (violencia vicaria) kavramı, yani çocukların şiddet uygulayan ebeveyn tarafından diğer ebeveyne zarar vermek amacıyla kullanılması veya şiddete tanık olmaya zorlanması, İspanyol toplumunda son yıllarda daha fazla tartışılan ve yasalarda yer bulan bir konu haline gelmiştir. Barselona (Barcelona) gibi büyük şehirler, bu tür şiddetle mücadele etmek ve farkındalığı artırmak için çeşitli kampanyalar ve destek hizmetleri sunmaktadır.

Júlia de Paz Solvas gibi kadın yönetmenlerin bu hassas konuları sinema aracılığıyla ele alması, toplumsal farkındalığın artırılması ve değişim için zemin hazırlanması açısından büyük önem taşıyor. İspanyol sineması son yıllarda Carla Simón (*Alcarràs*) ve Pilar Palomero (*Las niñas*) gibi kadın yönetmenlerin uluslararası başarılarıyla dikkat çekiyor. Bu yönetmenler, kadınların deneyimlerini, aile dinamiklerini ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini kendi özgün bakış açılarıyla beyaz perdeye taşıyarak, sinemada yeni bir dalga yaratıyorlar. Türkiye sinemasında da Deniz Gamze Ergüven (*Mustang*) ve Yeşim Ustaoğlu (*Pandora'nın Kutusu*) gibi kadın yönetmenlerin benzer temaları işleyen filmleri, evrensel mesajlarıyla izleyicilerde derin izler bırakmaktadır.

La buena hija, sadece bir film olmanın ötesinde, toplumsal bir ayna görevi görerek şiddetin yıkıcı etkilerini ve bu döngüyü kırma potansiyelini gözler önüne seriyor. Júlia de Paz'ın cesur ve incelikli anlatımı, izleyicileri empati kurmaya, toplumsal cinsiyet rolleri üzerine düşünmeye ve şiddetin her türlüsüne karşı durmaya davet ediyor. Bu tür sanatsal yapımlar, toplumsal değişimin ve farkındalığın önemli araçları olarak, gelecekte daha eşitlikçi ve şiddetten arınmış bir dünya inşa etme yolunda değerli katkılar sunmaktadır.

Etiketler:
#film#sinema#kadın#şiddet#aile
Paylaş:
Kaynak: Betevé