İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, ülkesinin Lübnan'ın güneyini, sınırından 30 kilometre uzaklıktaki Litani Nehri (Litani River) hattına kadar askeri olarak işgal edeceğini ve bölge sakinlerinin yakın zamanda evlerine dönmesine izin vermeyeceğini açıkladı. Bu stratejinin temel amacı, Gazze Şeridi'nde uygulanan savunma modeline benzer şekilde bir "savunma tampon bölgesi" oluşturmak olarak belirtiliyor. İsrail ordusu, bölgede halihazırda kara işgaline başlamış, tahliye emirleri yayınlamış ve Litani Nehri üzerindeki çeşitli köprüleri havaya uçurmuştu. Şimdi ise "kalan köprüleri ve Litani'ye kadar olan güvenlik bölgesini" kontrol altına almayı hedefliyor; bu alan, Lübnan topraklarının yaklaşık onda birine denk geliyor.
Bu açıklama, bölgedeki gerilimi tırmandıran ve uluslararası hukuku ihlal etme potansiyeli taşıyan ciddi bir gelişme olarak değerlendiriliyor. İsrail'in "güvenlik tampon bölgesi" oluşturma gerekçesi, özellikle Hizbullah'ın sınır ötesi saldırılarını engelleme iddiasına dayanıyor. Ancak bu tür bir işgalin, binlerce sivilin yerinden edilmesine ve halihazırda kırılgan olan Lübnan ekonomisi üzerinde yıkıcı etkilere yol açacağı öngörülüyor. Bölgedeki insani durumun daha da kötüleşmesi beklenirken, uluslararası toplumdan gelen tepkiler de giderek artıyor.
İsrail'in bu adımı, Gazze'de uyguladığı stratejinin bir benzerini Lübnan sınırına taşıma niyetini açıkça ortaya koyuyor. Gazze Şeridi'nde de benzer bir "güvenlik kuşağı" oluşturma çabaları, geniş çaplı yıkıma ve insani krize neden olmuştu. Lübnan'ın güneyindeki Litani Nehri hattına kadar uzanan bölge, stratejik önemi nedeniyle geçmişte de çatışmaların odak noktası olmuştur. İsrail'in bu bölgeyi kontrol altına alma girişimi, 2006 Lübnan Savaşı sonrası sağlanan kırılgan barışı tamamen ortadan kaldırma riski taşıyor.
Geçmişten Günümüze Lübnan-İsrail Çatışmaları ve Uluslararası Hukuk
İsrail'in Lübnan'ın güneyine yönelik bu işgal planı, bölgenin uzun ve acı dolu çatışma geçmişini akla getiriyor. İsrail, 1978 ve 1982 yıllarında Lübnan'ı işgal etmiş, 1982 işgali ise 2000 yılına kadar süren 18 yıllık bir askeri varlığa dönüşmüştü. Bu dönemde İsrail, yine kendi sınır güvenliğini gerekçe göstererek Litani Nehri'nin güneyinde bir "güvenlik bölgesi" oluşturmuştu. Ancak bu işgal, Hizbullah gibi direniş gruplarının ortaya çıkmasına ve güçlenmesine zemin hazırlamış, bölgedeki gerilimi daha da artırmıştı.
2006'daki büyük Lübnan Savaşı'nın ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı Kararı kabul edilmişti. Bu karar, İsrail'in Lübnan'dan çekilmesini, Hizbullah'ın Litani Nehri'nin güneyinde silahlı varlık göstermemesini ve bölgeye Birleşmiş Milletler Geçici Gücü (UNIFIL) konuşlandırılmasını öngörüyordu. İsrail'in mevcut işgal planı, bu uluslararası kararı doğrudan ihlal etmekte ve bölgedeki UNIFIL misyonunun varlığını anlamsız kılmaktadır. Uluslararası hukuk, işgalci gücün işgal altındaki topraklarda sivil nüfusu zorla yerinden etmesini yasaklamaktadır; bu nedenle İsrail'in bölge sakinlerinin geri dönmesini engelleme niyeti ciddi bir savaş suçu potansiyeli taşımaktadır.
Bölgesel Etkiler ve Uluslararası Tepkiler
İsrail'in Lübnan'ın güneyini işgal etme ve sivil nüfusun geri dönüşünü engelleme niyeti, sadece Lübnan için değil, tüm Orta Doğu için ciddi sonuçlar doğurabilir. Bu adım, zaten gergin olan bölgede çatışmanın daha da yayılmasına, başta İran olmak üzere diğer bölgesel aktörlerin de dahil olmasına yol açabilir. Lübnan, ekonomik ve siyasi olarak zaten derin bir krizin içinde bulunurken, yeni bir işgal ve insani dramla başa çıkmakta zorlanacaktır. Yüz binlerce insanın yerinden edilmesi, altyapının tahrip olması ve tarım arazilerinin zarar görmesi, Lübnan'ın toparlanmasını daha da zorlaştıracaktır.
Uluslararası toplum, bu gelişmelere karşı endişelerini dile getiriyor. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Arap Birliği gibi kuruluşlar, İsrail'i uluslararası hukuka uymaya ve bölgedeki gerilimi tırmandırmaktan kaçınmaya çağırıyor. Türkiye de bölgedeki istikrarın korunması ve insani krizin önlenmesi adına diplomatik çabalarını sürdürmektedir. Özellikle İspanya gibi Avrupa ülkeleri, bölgedeki insani durumun kötüleşmesinden ve çatışmanın Avrupa'ya yönelik olası etkilerinden (mülteci akını, enerji güvenliği vb.) derin endişe duymaktadır. Bu işgal planı, uluslararası barış ve güvenliğe yönelik ciddi bir tehdit oluşturmakta, diplomatik çözüm arayışlarını daha da karmaşık hale getirmektedir. Bölge, yeni bir yıkım ve istikrarsızlık döngüsünün eşiğinde bulunuyor.



