İsrail ordusu, günlerdir süren karşılıklı bombardımanlar ve hava saldırılarının ardından Lübnan'ın güneyinde sınırlı ve seçici kara harekatlarına başladığını duyurdu. Pazartesi günü itibarıyla başlayan bu operasyonlar, İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmanın yeni ve tehlikeli bir aşamaya girdiğini gösteriyor. İsrail'in 91. Tümenine bağlı birlikler, yoğun topçu ateşi ve hava saldırılarıyla desteklenerek Hizbullah'a ait mevzileri hedef aldı. Bu adım, bölgedeki gerilimi daha da tırmandırarak geniş çaplı bir çatışma riskini artırıyor.
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) tarafından yapılan açıklamaya göre, kara harekatlarının temel amacı, sınır hattına yakın bölgelerdeki Hizbullah askeri altyapısını, özellikle de tünelleri ve üsleri dağıtmak. İsrail, bu operasyonlarla sınır boyunca ileri bir "güvenlik bölgesi" oluşturmayı ve kendi topraklarına yönelik tehditleri ortadan kaldırmayı hedeflediğini belirtiyor. Operasyonların başlangıcında, İsrail savaş uçakları ve topçu birlikleri, Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah hedeflerine yönelik geniş çaplı ve yıkıcı saldırılar düzenledi. Bu saldırıların ardından kara birlikleri, belirlenen noktalara ilerleyerek keşif ve imha faaliyetlerine başladı.
Kaynak haber, operasyonların "sınırlı ve seçici" olduğunu vurgulasa da, bu tür bir kara harekatının yayılma potansiyeli endişe verici. İsrail'in bu adımı, Gazze'deki çatışmaların yanı sıra kuzey cephesinde de tam ölçekli bir savaş riskini beraberinde getiriyor. Bölgedeki diplomatik kaynaklar, İsrail'in bu hamlesinin, Hizbullah'ın son dönemdeki saldırılarına bir misilleme olmanın ötesinde, uzun vadeli bir caydırıcılık stratejisinin parçası olabileceğini belirtiyor. Ancak bu strateji, Lübnan'ı ve tüm bölgeyi daha derin bir istikrarsızlığa sürükleme riski taşıyor.
Bölgesel Gerilim ve Tarihsel Bağlam
İsrail ile Hizbullah arasındaki gerilim yeni değil; bölge, 2006 yılında yaşanan ve yaklaşık bir ay süren büyük bir savaşın travmasını hala taşıyor. O savaşta da İsrail, Hizbullah'ın sınır ötesi saldırılarını engellemek ve örgütün askeri kapasitesini zayıflatmak amacıyla Lübnan'a kara harekatları düzenlemişti. Günümüzdeki durum, Gazze'de İsrail ile Hamas arasında devam eden çatışmaların tetiklediği bölgesel bir tırmanışın parçası olarak görülüyor. Hamas'ın 7 Ekim saldırılarının ardından Hizbullah, İsrail'in kuzeyine yönelik füze ve drone saldırılarını artırarak Gazze'deki Filistinlilere destek verdiğini açıklamıştı. Bu karşılıklı saldırılar, aylardır süregelen düşük yoğunluklu bir çatışmayı şimdi daha tehlikeli bir seviyeye taşıdı.
Hizbullah, Lübnan'da hem siyasi hem de askeri açıdan güçlü bir aktör olup, İran tarafından desteklenmektedir. Örgütün ağır silahları ve iyi eğitimli savaşçıları bulunmakta, bu da İsrail için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı, 2006 savaşının ardından Lübnan'ın güneyinde Hizbullah'ın silahlanmasını ve askeri varlığını kısıtlamayı amaçlamıştı. Ancak İsrail, bu kararın Hizbullah tarafından sürekli ihlal edildiğini ve örgütün sınır hattındaki askeri yığınağını artırdığını iddia ediyor. Bu son kara harekatı, İsrail'in bu ihlallere karşı daha agresif bir duruş sergilediğinin de bir göstergesi.
Türkiye ve Uluslararası Toplumun Tepkisi
Bölgedeki bu tırmanış, uluslararası toplumda büyük endişeyle karşılanıyor. Birleşmiş Milletler ve çeşitli ülkeler, taraflara itidal çağrısı yaparak çatışmanın daha fazla yayılmasını önlemeye çalışıyor. Türkiye de bölgedeki barış ve istikrarın korunması adına aktif diplomatik çabalar yürütüyor. Dışişleri Bakanlığı, yaptığı açıklamalarda, İsrail'in Lübnan'a yönelik kara harekatının bölgedeki gerilimi daha da artıracağı ve yeni bir insani krize yol açabileceği uyarısında bulundu. Türkiye, çatışmanın yayılmasını önlemek için taraflar arasında diyalog köprüleri kurmaya ve ateşkes sağlanması yönünde uluslararası baskıyı artırmaya yönelik adımlar atıyor. Ayrıca, bölgedeki insani ihtiyaçların karşılanması için de yardım faaliyetlerine devam ediyor.
İspanya ve Avrupa Birliği (AB) de benzer şekilde endişelerini dile getirerek, bölgedeki tüm aktörlere uluslararası hukuka uymaları ve sivil kayıplardan kaçınmaları çağrısında bulundu. Özellikle İspanya, uzun süredir bölgede barışçıl çözümlerin destekçisi konumunda. AB yetkilileri, Gazze'deki durumun zaten kırılgan olan bölgesel dengeyi bozduğunu ve Lübnan'daki yeni bir cephenin sonuçlarının yıkıcı olabileceğini vurguluyor. Uzmanlar, bu kara harekatının, halihazırda büyük bir insani krizle boğuşan bölgede milyonlarca insanın yerinden edilmesine ve daha büyük acılara yol açmasından korkuyor. Bu durum, Orta Doğu'da uzun süreli bir istikrarsızlık döneminin başlangıcı olabilir.
Sonuç olarak, İsrail'in Lübnan'ın güneyine başlattığı kara harekatı, Orta Doğu'daki çatışma dinamiklerini yeni ve tehlikeli bir boyuta taşıyor. Gazze'deki savaşın gölgesinde gelişen bu yeni cephe, bölgesel aktörlerin ve uluslararası toplumun karşı karşıya olduğu zorlukları artırıyor. Tüm gözler, çatışmanın daha da tırmanıp tam ölçekli bir savaşa dönüşüp dönüşmeyeceğine çevrilmiş durumda. Barış ve istikrarın sağlanması için acil ve kararlı diplomatik çabalar her zamankinden daha hayati bir önem taşıyor.



