7 Ekim sabahı, saatler sekizi gösterdiğinde, İsrail genelinde yankılanan siren sesleri ülkeyi derin bir şoka sürükledi. Metalik, uzun ve ısrarlı bu çığlık, sıradan bir gürültüden çok öteydi; yarım kalan konuşmaları donduran, adımları hızlandıran ve herkesi sığınaklara yönlendiren bir tehlike çağrısıydı. Cep telefonlarından gelen alarm sesleriyle birleşen bu sirenler, haftalardır beklenen ancak boyutu tahmin edilemeyen bir çatışmanın başlangıcına işaret ediyordu. Saniyeler içinde, Tel Aviv'in hareketli sokakları boşaldı; insanlar, plajlardan ve kafelerden kaçarak sığınaklara, merdiven boşluklarına, otoparklara ve tünellere akın etti.
Bu ani ve koordineli saldırı, Hamas tarafından başlatılan ve İsrail'e yönelik binlerce roketin fırlatılmasını içeren geniş çaplı bir operasyondu. Tel Aviv gibi büyük şehirler, normalde Demir Kubbe hava savunma sistemi tarafından büyük ölçüde korunduğu için nispeten güvenli kabul edilirdi. Ancak bu kez, fırlatılan roketlerin yoğunluğu, sistemin kapasitesini zorlayarak bazı roketlerin hedeflerine ulaşmasına neden oldu. Şehrin sakinleri, bir yandan gökyüzünde patlayan roketleri izlerken, diğer yandan sığınakların güvenliğine ulaşma telaşı içindeydi; bu durum, günlük hayatın ne kadar kırılgan olduğunu acı bir şekilde ortaya koydu.
Saldırı sadece roket yağmuruyla sınırlı kalmadı; eş zamanlı olarak Hamas militanları, Gazze Şeridi'nden İsrail topraklarına sızarak sınır bölgelerindeki yerleşim yerlerine ve askeri üslere baskınlar düzenledi. Bu kara saldırıları, İsrail güvenlik güçleri için büyük bir sürpriz oldu ve ülkenin güneyindeki birçok kasaba ve kibbutzda (kolektif çiftlik) büyük can kayıplarına yol açtı. Plajda güneşlenenler, sabah kahvesini yudumlayanlar veya işine gidenler, bir anda kendilerini savaşın ortasında buldu. Bu durum, İsrail toplumunda derin bir travmaya ve güvenlik algısında ciddi bir sarsıntıya neden oldu.
Arka Plan ve Çatışmanın Kökenleri
İsrail-Filistin çatışması, bölgenin modern tarihine damgasını vuran karmaşık ve köklü bir sorundur. 1948'de İsrail Devleti'nin kurulmasından bu yana devam eden bu gerilim, toprak anlaşmazlıkları, Kudüs'ün statüsü, mültecilerin geri dönüş hakkı ve Gazze Şeridi'nin durumu gibi birçok temel meseleyi barındırır. Gazze Şeridi, 2007'den bu yana Hamas'ın kontrolünde olup, İsrail ve Mısır tarafından uygulanan abluka altında yaşamaktadır. Bu abluka, bölgedeki insani durumu kötüleştirmiş ve sık sık şiddet olaylarına zemin hazırlamıştır.
Hamas'ın 7 Ekim'deki saldırısı, İsrail'in "El Aksa Tufanı" olarak adlandırdığı ve Filistinlilerin Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya yönelik İsrail müdahalelerine ve Gazze'deki ablukaya bir misilleme olarak gördüğü bir eylemdi. Son dönemde Batı Şeria'daki gerilimin artması, İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırıları ve Mescid-i Aksa çevresindeki olaylar, bölgedeki tansiyonu zaten yükseltmişti. Bu saldırı, Hamas'ın İsrail'in güvenlik zafiyetini ortaya koyma ve Filistin davasını uluslararası gündeme taşıma amacı taşıdığı şeklinde yorumlanmıştır. İsrail'in yüksek teknolojiye sahip Demir Kubbe sistemi, genellikle kısa menzilli roketleri havada imha etme konusunda yüksek başarı oranına sahip olsa da, bu kadar yoğun ve eş zamanlı bir saldırı karşısında tamamen etkili olamadığı görüldü. Bu durum, İsrail'in savunma stratejileri üzerinde önemli soru işaretleri yarattı.
Küresel Etkileri ve Türkiye'nin Rolü
Bu yeni çatışma, sadece İsrail ve Filistin için değil, tüm Orta Doğu ve dünya için ciddi sonuçlar doğurdu. Uluslararası toplum, saldırıyı kınarken, bir yandan da tarafları itidale ve gerilimi düşürmeye çağırdı. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve birçok ülke, çatışmanın siviller üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekerek barışçıl bir çözüm çağrısında bulundu. Türkiye, bu çatışmanın başından itibaren taraflara itidal çağrısı yaparak, barış ve istikrarın sağlanması için arabuluculuk rolü üstlenmeye hazır olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bölgedeki gerilimin daha fazla tırmanmaması ve sivillerin korunması gerektiğini vurgulayarak, diplomatik kanalların açık tutulmasının önemine dikkat çekti.
Çatışmanın ekonomik etkileri de kısa sürede hissedildi; küresel enerji piyasalarında dalgalanmalar yaşandı ve bölgeye yönelik turizm faaliyetleri durma noktasına geldi. Uzmanlar, bu çatışmanın uzun vadede bölgesel güvenlik mimarisini yeniden şekillendirebileceğini ve İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasındaki normalleşme süreçlerini olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor. Tel Aviv'in plajlarından sığınaklara uzanan bu dramatik geçiş, sadece bir şehrin değil, tüm bir bölgenin ve belki de küresel düzenin geleceği hakkında endişeleri artırdı. Barışın sağlanması için uluslararası iş birliği ve diplomatik çabaların her zamankinden daha kritik olduğu bir döneme girildi.



