İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in "Beyrut yakında Han Yunus'a benzeyecek" sözleriyle yaptığı uyarı, Perşembe günü Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta büyük bir kaosa yol açtı. Bu sert açıklamanın ardından saatler içinde, İsrail ordusu Beyrut'un en kalabalık güney banliyöleri için eşi benzeri görülmemiş bir tahliye emri yayınlayarak sivilleri hayatlarını kurtarmak için evlerini terk etmeye çağırdı. Askeri hazırlıklar hızlanırken ve savaş uçakları bölge üzerinde alçak uçuşlar yaparken, şehir birçok kişinin korktuğu şeye hazırlanıyordu: günün ilerleyen saatlerinde başlayan büyük çaplı bir bombardıman.
İsrail'in bu adımı, Gazze'deki çatışmanın ardından bölgedeki gerilimin tehlikeli bir şekilde tırmandığını gösteriyor. Smotrich'in Han Yunus benzetmesi, Gazze Şeridi'nin güneyindeki bu şehrin İsrail operasyonları sırasında maruz kaldığı yoğun yıkımı ve insani krizi akıllara getirerek, Beyrut için de benzer bir kaderin öngörüldüğüne dair derin endişeler yarattı. Bu benzetme, İsrail'in Lübnan'daki Hizbullah hedeflerine yönelik potansiyel operasyonlarının ölçeği ve şiddeti hakkında net bir mesaj niteliği taşıyor.
Tahliye emri, özellikle Hizbullah'ın kalesi olarak bilinen Beyrut'un Dahiye bölgesini hedef alıyor. Bu bölge, yoğun nüfuslu yerleşim alanları, ticari merkezler ve altyapı tesisleriyle dolu. İsrail'in bu emri, bölgedeki siviller için büyük bir lojistik ve insani krize yol açma potansiyeli taşıyor. On binlerce kişinin kısa sürede evlerini terk etmek zorunda kalması, barınma, gıda ve temel hizmetlere erişim gibi ciddi sorunları beraberinde getirecek.
Bombardımandan önce bölgede artan askeri hareketlilik ve İsrail savaş uçaklarının sürekli devriye gezmesi, gerilimin ne denli yüksek olduğunu gözler önüne serdi. Lübnan halkı, 2006'daki İsrail-Lübnbnan Savaşı'nın acı hatıralarıyla, benzer bir yıkımın eşiğinde olmanın tedirginliğini yaşıyor. Uluslararası toplum, bu tırmanışın bölgesel bir çatışmaya dönüşmesinden derin endişe duyuyor ve tarafları itidale davet ediyor.
Arka Plan ve Bölgesel Bağlam
İsrail ile Lübnan arasındaki gerilim, özellikle İsrail'in Gazze'deki operasyonlarının başlamasından bu yana tırmanışta. Lübnan'daki güçlü Şii örgütü Hizbullah, Hamas'a destek verdiğini açıklayarak İsrail'in kuzey sınırına yönelik saldırılarını artırmıştı. Bu durum, İsrail'in kuzeyinde de binlerce kişinin evlerini terk etmesine neden olmuş ve iki ülke arasındaki sınırda sürekli bir çatışma halini almıştı. İsrail, Hizbullah'ın askeri kapasitesini ortadan kaldırmayı ve sınırdan uzaklaştırmayı temel hedeflerinden biri olarak görüyor.
Beyrut, Lübnan İç Savaşı (1975-1990) ve 2006 Lübnan Savaşı gibi birçok yıkıcı dönemi yaşamış bir şehir. Ayrıca, 2020'deki liman patlamasıyla da büyük bir felaket atlatan Beyrut, bu tür çatışmaların getirdiği insani ve ekonomik yükü iyi biliyor. Hizbullah'ın güney Beyrut'taki varlığı, bu bölgeyi İsrail'in potansiyel askeri hedeflerinin merkezine oturtuyor. İran destekli Hizbullah, Lübnan'ın siyasi ve askeri yapısında önemli bir güç olup, İsrail'e karşı "direniş ekseni"nin önemli bir parçası olarak kabul ediliyor.
Uluslararası Tepkiler ve Olası Etkiler
İsrail'in Beyrut'a yönelik tahliye emri ve ardından başlayan bombardıman, uluslararası toplumda geniş yankı buldu. Birleşmiş Milletler (BM) ve birçok ülke, çatışmanın daha geniş bir bölgesel savaşa dönüşme riskinden dolayı derin endişelerini dile getirdi. ABD ve Avrupa Birliği (AB), tarafları gerilimi düşürmeye ve diplomatik çözümlere yönelmeye çağırırken, bölgedeki insani krizin boyutlarının daha da artmasından endişe ediliyor. Tahliye edilen siviller için acil insani yardım ve barınma ihtiyaçları, uluslararası kuruluşların öncelikli gündem maddesi haline geldi.
Bu tırmanışın bölgesel istikrar üzerindeki etkileri büyük olabilir. Çatışmanın Lübnan'a yayılması, Suriye ve Irak gibi zaten kırılgan olan komşu ülkelerdeki dengeleri daha da bozabilir. Türkiye, bölgede barış ve istikrarın sağlanması için diplomatik çabalarını sürdürürken, çatışmanın yayılmaması yönünde önemli uyarılarda bulunuyor. Uzmanlar, bu tür bir geniş çaplı çatışmanın, Orta Doğu'da uzun süreli bir istikrarsızlık dönemine yol açabileceği ve küresel enerji piyasaları ile uluslararası güvenliği olumsuz etkileyebileceği konusunda uyarıyor. Diplomatik kanalların açık tutulması ve uluslararası arabuluculuk çabalarının artırılması, bu tehlikeli tırmanışın önüne geçmek için hayati önem taşıyor.



