🇪🇸 Barselona, İspanya'dan Türkçe Haberler
Gündem

İran Gerilimi: 'Önce Amerika' Doktrini Gerçekte 'Önce Trump' mı?

8 Mart 2026, Pazar
4 dk okuma
Kaynak: Ara.cat
İran Gerilimi: 'Önce Amerika' Doktrini Gerçekte 'Önce Trump' mı?

Amerika Birleşik Devletleri'nin dış politikasının son dönemdeki en belirgin sloganı olan "Önce Amerika" (America First) doktrininin, Başkan Donald Trump'ın kişisel siyasi ajandasına hizmet ettiği yönündeki eleştiriler, özellikle İran ile yaşanan gerilimler sırasında daha da güçlendi. Katalan gazetesi Ara'nın da dikkat çektiği üzere, Ocak 2020'de İran'da yaşanan askeri gerilimin ilk haftası, tıpkı daha önce Venezuela'ya yönelik askeri müdahale girişimlerinde olduğu gibi, bu doktrinin aslında "Önce Trump" anlamına geldiğini gözler önüne serdi. Trump, dış savaşlara karışmama vaadiyle seçimi kazanan ilk ABD başkanı olmasa da, onun bu vaatleri ile attığı adımlar arasındaki çelişki, hem iç politikada hem de uluslararası alanda derin tartışmalara yol açtı.

Tarihsel olarak, Woodrow Wilson 1916'da dış savaşlardan uzak durma sözüyle başkan seçilmiş, ancak kısa süre sonra Birinci Dünya Savaşı'na dahil olmuştu. Benzer şekilde, George W. Bush da 2000'de seçildikten sonra, var olmayan kitle imha silahları bahanesiyle Irak'ı işgal etmişti. Ancak Trump'ın durumu, kamuoyuna ve kendi seçmen tabanına net bir gerekçe sunmadan İran'da askeri bir maceraya atılmasıyla farklı bir boyut kazandı. Bu durum, Cumhuriyetçi Parti içinde bile bir kabullenişle karşılanırken, partinin dışındaki "Önce Amerika" hareketinde ise ciddi kırılmalara neden oldu. Trump'ın bu tür kararları, geleneksel Cumhuriyetçi dış politika çizgisiyle de çatışarak partideki ideolojik ayrışmayı derinleştirdi.

"Önce Amerika" Doktrininin Arka Planı ve Trump Dönemi

"Önce Amerika" sloganı, aslında ABD tarihinde yeni bir kavram değil. İlk olarak Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve İkinci Dünya Savaşı'na girmeden önceki izolasyonist hareketler tarafından kullanılmıştı. Donald Trump, bu sloganı 2016 başkanlık kampanyasında yeniden canlandırarak, küreselciliğe ve uluslararası taahhütlere karşı duran, içe dönük bir dış politika vaat etti. Temelinde, ABD'nin kendi çıkarlarını her şeyin üzerinde tutması, maliyetli ve sonuçsuz dış müdahalelerden kaçınması, ticaret anlaşmalarını yeniden müzakere etmesi ve müttefiklerin savunma yükünü daha fazla üstlenmesini talep etmesi yatıyordu. Ancak, bu vaatlerin aksine, Trump yönetimi İran nükleer anlaşmasından (JCPOA) çekilerek, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıyarak ve Suriye'den ani çekilme kararları alarak tek taraflı ve çoğu zaman öngörülemez adımlar attı.

İran ile yaşanan gerilimler, Trump'ın "Önce Amerika" doktrininin en çelişkili örneklerinden biri oldu. Nükleer anlaşmadan çekilmenin ardından İran'a ağır ekonomik yaptırımlar uygulayan ABD, bölgedeki tansiyonu sürekli tırmandırdı. Özellikle Ocak 2020'de, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin Bağdat'ta bir ABD hava saldırısıyla öldürülmesi, bölgeyi topyekûn bir savaşın eşiğine getirdi. Bu suikast, Trump yönetiminin herhangi bir net stratejik açıklama yapmadan attığı tek taraflı bir adımdı ve uluslararası hukuka aykırılığı konusunda da ciddi tartışmalara yol açtı. Bu durum, "Önce Amerika"nın aslında "Önce Trump'ın yeniden seçilme şansı" veya "Önce Trump'ın siyasi tabanını memnun etme" anlamına geldiği iddialarını güçlendirdi.

Uluslararası Etkiler ve Türkiye-İspanya Bağlantısı

Trump'ın dış politika hamleleri, uluslararası arenada ABD'nin güvenilirliğini sarsarken, müttefikleriyle ilişkilerini de zorladı. Özellikle NATO üyesi ülkeler, ABD'nin tek taraflı kararlarından ve istikrarsızlaştırıcı adımlarından duydukları endişeyi sıkça dile getirdi. İran ile yaşanan gerilim, Ortadoğu'da zaten kırılgan olan dengeleri daha da bozarak bölgesel istikrarsızlığı artırdı ve bu durumun küresel enerji piyasaları üzerinde de olumsuz etkileri oldu.

Bu gelişmelerin Türkiye ve İspanya gibi ülkelere yansımaları da önemliydi. Bir NATO müttefiki ve İran'ın komşusu olan Türkiye, ABD'nin Ortadoğu'daki politikalarından doğrudan etkileniyor. Bölgesel güvenlik, enerji arz güvenliği ve mülteci akınları gibi konularda ABD'nin attığı adımlar, Türkiye'nin ulusal çıkarlarıyla yakından ilgili. Trump'ın tek taraflı kararları ve müttefiklerle istişare eksikliği, Türkiye-ABD ilişkilerinde zaten var olan gerilimi daha da artırdı. Türkiye, ABD'nin İran'a yönelik maksimum baskı politikasının bölgedeki gerilimi tırmandırdığı ve bunun Türkiye'nin güvenliğine olumsuz yansımaları olabileceği yönündeki endişelerini dile getirdi.

İspanya ise bir Avrupa Birliği üyesi olarak, ABD'nin dış politikalarının küresel etkilerini yakından izledi. Ortadoğu'daki istikrarsızlık, Avrupa'ya yönelik göç akınlarını tetikleyebilir ve enerji fiyatlarını etkileyebilir. Ayrıca, ABD'nin müttefikleriyle koordinasyon eksikliği, Avrupa Birliği'nin kendi dış politika kapasitesini geliştirme ve uluslararası arenada daha bağımsız bir rol oynama arayışlarını hızlandırdı. İspanya, AB'nin İran nükleer anlaşmasını koruma çabalarına destek verirken, ABD'nin tek taraflı yaptırımlarının Avrupa şirketleri üzerindeki etkilerinden de endişe duyuyordu. Trump'ın "Önce Amerika" yaklaşımı, Atlantik ötesi ittifakın geleceği hakkında da soru işaretleri yaratmıştı.

Sonuç olarak, Donald Trump'ın "Önce Amerika" doktrini, geleneksel ABD dış politikasından radikal bir sapmayı temsil etti. İran krizi, bu doktrinin ulusal çıkarlardan ziyade başkanın kişisel siyasi hesaplarına hizmet ettiği yönündeki eleştirileri güçlendirdi. Bu durum, hem ABD içinde siyasi kutuplaşmayı artırdı hem de uluslararası alanda ABD'nin müttefikleriyle ilişkilerini gerdi ve küresel istikrarsızlığı körükledi. Trump'ın dış politikasının mirası, gelecek ABD yönetimleri için önemli dersler ve zorlu bir miras bırakarak, "Önce Amerika"nın gerçekte ne anlama geldiği sorusunu uzun süre gündemde tutmaya devam edecektir.

Etiketler:
#iran#abd#donald-trump#dis-politika#america-first
Paylaş:
Kaynak: Ara.cat