İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'in vefatı, küresel jeopolitik dengeler üzerinde derin yankılar uyandırırken, özellikle Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin için endişe verici bir dönemin başlangıcına işaret ediyor. Hamaney'in ölümüyle birlikte ortaya çıkan belirsizlik, Batı karşıtı eksende Moskova'nın en önemli müttefiklerinden birinin geleceğini sorgulatıyor ve Putin'in zihninde Libya lideri Muammer Kaddafi'nin acı sonuyla ilgili travmatik anıları yeniden canlandırıyor. Bu durum, Rus liderin hem kişisel güvenliği hem de ülkesinin stratejik çıkarları açısından ciddi bir tehdit algılamasına yol açıyor.
Geçtiğimiz Haziran ayında bir gazetecinin "İsrail veya ABD Hamaney'e suikast düzenlerse nasıl tepki verirsiniz?" sorusuna Putin, "Bu olasılığı tartışmak bile istemiyorum" şeklinde net bir yanıt vermişti. Ancak bu olasılık gerçeğe dönüştüğünde, Rus liderin tepkisi bir taziye mesajıyla sınırlı kaldı. İran Cumhurbaşkanı'na gönderdiği telgrafta, Hamaney'in ölümünü "insan ahlakının ve uluslararası hukukun tüm normlarının alaycı bir ihlali" olarak nitelendirdi. Dört yıl önce Ukrayna'yı hiçbir uyarı yapmadan işgal eden ve şehirlerini her gün bombalayan bir liderin, Batı'yı uluslararası hukuku ihlal etmekle suçlaması, uluslararası arenada dikkat çekici bir çelişki olarak yorumlandı. Putin'in asıl kaygısı, bir müttefikine yardım edememiş olmanın yarattığı imajdan ziyade, bu ölümün tetiklediği ve Muammer Kaddafi'nin infaz travmasıyla kaçınılmaz bir şekilde bağlantılı olan "hayaletler" oldu.
Rusya ve İran arasındaki ilişkiler, özellikle Ukrayna'daki savaşın başlamasından bu yana stratejik bir ortaklığa dönüşmüştü. Batı'nın ağır yaptırımları altında ezilen iki ülke, enerji, askeri teknoloji ve diplomasi alanlarında işbirliğini derinleştirmişti. İran, Rusya'ya Ukrayna savaşında kullanılan gelişmiş insansız hava araçları (İHA) tedarik ederek Moskova'nın savaş çabalarına önemli bir katkı sağlamıştı. Bu ittifak, küresel arenada Batı hegemonyasına karşı bir denge unsuru olarak görülüyordu. Hamaney'in ölümü, bu stratejik ortaklığın geleceği üzerinde büyük bir soru işareti yaratıyor. İran'ın yeni liderliğinin Rusya ile olan ilişkileri aynı yoğunlukta sürdürüp sürdürmeyeceği veya iç dinamiklerin etkisiyle farklı bir dış politika çizgisi izleyip izlemeyeceği, Kremlin için kritik bir belirsizlik faktörü haline geldi.
Vladimir Putin'in zihnindeki "hayaletler"in başında, 2011 yılında Libya lideri Muammer Kaddafi'nin Batı destekli güçler tarafından infaz edilmesi geliyor. Kaddafi'nin acımasızca öldürülmesi, Putin için Batı'nın rejim değişikliği politikalarının ne kadar ileri gidebileceğinin ve otoriter liderlerin sonunun nasıl olabileceğinin somut bir örneği olmuştu. Bu olay, Putin'in kendi iktidarını ve Rusya'nın egemenliğini koruma konusundaki paranoyasını derinleştirmiş, Batı'ya karşı daha sert ve uzlaşmaz bir tutum sergilemesine neden olmuştu. Hamaney'in ölümü, Putin'in kendi güvenliğine ve rejimine yönelik algılanan tehditleri artırarak, benzer bir kaderle karşılaşma korkusunu yeniden tetiklemiş olabilir. Bu durum, Rus liderin hem iç politikada muhaliflere karşı daha baskıcı hem de dış politikada daha agresif adımlar atmasına yol açabilir.
İran'da Liderlik Geçişi ve Bölgesel Etkiler
Ayetullah Ali Hamaney'in vefatı, İran'da uzun süredir beklenen ancak hiçbir zaman tam olarak netleşmeyen bir liderlik geçiş sürecini tetikliyor. İran anayasasına göre, dini liderin ölümü halinde Uzmanlar Meclisi yeni bir lider seçmekle görevli. Ancak bu süreç genellikle karmaşık iç siyasi mücadelelere sahne olur. Muhafazakarlar, reformistler ve Devrim Muhafızları arasındaki güç dengesi, yeni liderin kim olacağını ve İran'ın gelecekteki iç ve dış politikasını büyük ölçüde belirleyecek. Bu geçiş dönemi, ülkenin iç istikrarını tehdit edebileceği gibi, Orta Doğu'da da önemli jeopolitik dalgalanmalara yol açabilir. İsrail ile İran arasındaki gerilim, Suriye, Lübnan ve Yemen gibi vekalet savaşlarının yaşandığı bölgelerde yeni çatışmaları tetikleyebilir. Bölgedeki bu belirsizlik, ABD'nin ve diğer küresel güçlerin de pozisyonlarını yeniden gözden geçirmesine neden olacaktır.
Küresel Denge ve Türkiye Bağlantısı
İran'daki bu liderlik değişimi ve olası istikrarsızlık, küresel enerji piyasaları üzerinde de önemli etkiler yaratabilir. İran'ın dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz üreticilerinden biri olması, bölgedeki herhangi bir karışıklığın enerji fiyatlarını ve arz güvenliğini doğrudan etkileyeceği anlamına geliyor. Ayrıca, nükleer anlaşma (JCPOA - Kapsamlı Ortak Eylem Planı) görüşmelerinin geleceği de yeni liderliğin tutumuna bağlı olarak belirsizleşebilir. Bu durum, uluslararası toplumun İran'ın nükleer programına yönelik endişelerini yeniden artırabilir.
Türkiye, hem Rusya hem de İran ile karmaşık ve çok yönlü ilişkilere sahip bir ülke olarak, bu jeopolitik değişimden doğrudan etkilenecektir. Ankara, bir yandan enerji güvenliği ve bölgesel istikrar açısından İran ile ilişkilerini sürdürmeye çalışırken, diğer yandan Suriye ve Kafkasya gibi bölgelerde farklı çıkarlara sahip olabiliyor. Rusya ile de enerji, savunma ve ticaret alanlarında derin bağları bulunan Türkiye için, İran'daki bir istikrarsızlık, bölgesel dengeleri yeniden şekillendirme ve kendi dış politikasını adapte etme ihtiyacını doğuracaktır. Türkiye'nin bu süreçte izleyeceği denge politikası, bölgenin geleceği açısından kritik bir rol oynayacaktır. Putin'in kabuslarının gerçeğe dönüşme ihtimali, sadece Kremlin'i değil, tüm bölgeyi ve küresel güç dengelerini derinden sarsma potansiyeli taşıyor.



