Fas Adalet Bakanı Abdellatif Ouahbi, İspanya'ya ait Ceuta ve Melilla özerk şehirleri üzerindeki "tarihi ve coğrafi hakkı" yeniden gündeme getirerek, bu bölgelerin geleceğine dair İspanya ile diyalog çağrısında bulundu. Fas'ın kamu kanalı 2M'e verdiği röportajda konuşan Ouahbi, Ceuta ve Melilla'nın "anavatanın bağrına dönmesi" gerektiğini vurguladı. Bu açıklama, Fas'ta yeni bir avukatlık yasasının yürürlüğe girmesi bağlamında yapılmış olsa da, asıl dikkat çeken nokta İspanya-Fas ilişkileri ve bu iki şehrin egemenlik meselesi oldu. Bakan Ouahbi, Ceuta ve Melilla konusunun iki ülke arasındaki diyalog gündeminde kalması gerektiğini de sözlerine ekledi.
Fas'ın bu talebi yeni olmamakla birlikte, bağımsızlığını kazandığı 1956 yılından bu yana bu şehirler üzerindeki egemenlik iddialarını sürekli olarak dile getirmektedir. Ancak böylesine üst düzey bir bakanın açıkça diyalog çağrısı yapması, diplomatik çevrelerde önemli bir mesaj olarak algılandı. Yeni avukatlık yasasının yürürlüğe girmesi bir vesile olarak gösterilse de, bu açıklamanın zamanlamasının ardında daha derin nedenler olabileceği düşünülüyor. Bunlar arasında, Batı Sahra meselesinde uluslararası destek arayışı, iç politikada milliyetçi duyguları pekiştirme veya İspanya ile ilişkilerde yeni bir müzakere alanı açma isteği yer alabilir. Bu son çıkış, iki ülke arasındaki ilişkilerin ne denli hassas bir denge üzerinde seyrettiğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Ceuta ve Melilla, Kuzey Afrika kıyısında yer alan ve İspanya'nın Avrupa kıtası dışındaki tek kara sınırlarını oluşturan iki stratejik özerk şehirdir. Ceuta, 1580 yılından beri, Melilla ise 1497 yılından beri İspanyol egemenliğindedir. Fas, bu şehirlerin sömürge geçmişinden kalma topraklar olduğunu ve kendi coğrafi bütünlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğunu savunmaktadır. Akdeniz ve Atlantik arasındaki stratejik geçiş noktaları üzerinde yer alan bu şehirler, hem İspanya hem de Fas için büyük jeopolitik değere sahiptir. Aynı zamanda, Avrupa'ya geçiş yapmak isteyen Afrikalı göçmenler için önemli bir kapı işlevi görmekte, bu da zaman zaman iki ülke arasında göçmen krizleri ve gerilimlere neden olmaktadır.
İspanya ise Ceuta ve Melilla'yı kendi topraklarının ayrılmaz bir parçası olarak görmekte ve egemenliklerinin tartışmaya açık olmadığını defalarca belirtmiştir. Madrid yönetimi, bu şehirlerin İspanya'nın bağımsızlığından çok daha önce İspanyol egemenliğine girdiğini ve bu nedenle sömürgecilikle ilişkilendirilemeyeceğini savunur. Uluslararası hukuk açısından bakıldığında, bu şehirler Birleşmiş Milletler'in "sömürge olmayan bölgeler" listesinde yer almamaktadır, bu da İspanya'nın pozisyonunu güçlendiren bir faktördür. Ancak Fas, bu durumu kabul etmemekte ve uluslararası platformlarda bu iddialarını dile getirmeye devam etmektedir. İspanya'nın bu konudaki duruşu net ve kararlıdır; herhangi bir egemenlik müzakeresini reddetmektedir.
İspanya-Fas İlişkilerindeki Hassas Denge ve Tarihsel Gerilimler
İspanya ve Fas arasındaki ilişkiler, Ceuta ve Melilla meselesinin yanı sıra Batı Sahra'nın statüsü, yasadışı göç, uyuşturucu kaçakçılığı ve terörle mücadele gibi konular nedeniyle sürekli bir hassasiyet içinde seyretmektedir. Özellikle 2021 yılında, Batı Sahra bağımsızlık hareketi Polisario Cephesi lideri Brahim Ghali'nin İspanya'da tedavi görmesi üzerine ciddi bir diplomatik kriz yaşanmıştı. Fas, İspanya'nın bu eylemini "düşmanca" olarak nitelendirmiş ve binlerce göçmenin Ceuta sınırına akın etmesine göz yumarak diplomatik baskı uygulamıştı. Bu kriz, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez'in Batı Sahra konusunda Fas'ın özerklik planını desteklemesiyle aşılmaya çalışıldı. Bu adım, Fas ile ilişkileri düzeltirken, Batı Sahra'nın bağımsızlığını destekleyen Cezayir ile İspanya'nın ilişkilerini gerdi. Fas Adalet Bakanı'nın bu son açıklaması, iki ülke arasındaki normalleşme sürecinin kırılganlığını ve Fas'ın kendi ulusal çıkarları doğrultusunda bu tür iddiaları yeniden gündeme getirme potansiyelini bir kez daha ortaya koymaktadır.
Bölgesel Etkiler ve İleriye Yönelik Senaryolar
Fas Adalet Bakanı'nın bu çıkışı, İspanya'da siyasi yankı bulacak ve muhtemelen sert bir tepkiyle karşılanacaktır. İspanya'daki tüm siyasi partiler, Ceuta ve Melilla'nın İspanya'ya ait olduğu konusunda genellikle fikir birliği içindedir ve bu konuda ulusal egemenlikten taviz verilmeyeceği yönünde güçlü bir duruş sergilerler. Bu tür açıklamalar, özellikle İspanya'da yaklaşan genel seçimler öncesinde iç siyasette de malzeme olarak kullanılabilir ve milliyetçi duyguları tetikleyebilir. Avrupa Birliği (AB) üyesi olan İspanya'nın toprak bütünlüğüne yönelik bu tür iddialar, AB'nin de dikkatini çekecektir. AB, genellikle üye devletlerinin egemenlik ve toprak bütünlüğünü destekleyen bir tutum sergilemektedir.
Uzmanlar, Fas'ın bu iddiaları doğrudan bir askeri çatışma riski yaratmaktan ziyade, diplomatik baskı ve müzakere gücü oluşturma aracı olarak kullandığını belirtmektedir. Ancak bu durum, Kuzey Afrika ve Akdeniz bölgesindeki jeopolitik gerilimleri artırma potansiyeli taşımaktadır. İspanya ve Fas'ın karşılıklı bağımlılıkları (ticaret, göçmenlik, terörle mücadele) göz önüne alındığında, diyalog kanallarının açık kalması ve diplomatik çözüm arayışlarının sürdürülmesi büyük önem arz etmektedir. Türkiye açısından bakıldığında, benzer şekilde deniz yetki alanları ve egemenlik tartışmaları yaşayan bir ülke olarak, bu tür bölgesel iddiaların uluslararası ilişkilerdeki hassasiyetini ve diplomatik çözüm arayışlarının önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Bu olay, uluslararası hukukun ve diplomatik ilişkilerin karmaşık doğasını gözler önüne seren güncel bir örnek teşkil etmektedir.



