Orta Doğu'da son dönemde tırmanan gerilimler, özellikle İran'a yönelik saldırılar ve İsrail'in Lübnan'a yönelik bombardımanlarının yoğunlaşması, bölgedeki dengeleri altüst etmeye devam ediyor. Bu süreçte, İran'ın liderliğindeki ve "Direniş Ekseni" olarak adlandırılan vekil güçler ağı, yirmi yıllık tarihinde en derin krizlerinden birini yaşıyor. Bölgesel savaşın genişlemesiyle birlikte, Tahran'ın müttefikleri arasında dışarıya karşı bir birlik görüntüsü sergilenmeye çalışılsa da, perde arkasında siyasi hesaplaşmalar, hayatta kalma stratejileri ve iç gerilimler hızla artıyor.
Bu eksenin önemli bileşenlerinden biri olan Lübnan Hizbullah'ı, İsrail'in Beyrut'un güney banliyöleri de dahil olmak üzere Lübnan topraklarına yönelik saldırılarını yoğunlaştırmasıyla büyük bir baskı altında. Hizbullah, bir yandan İran'a olan ideolojik ve stratejik bağlılığını sürdürmek, diğer yandan ise Lübnan'ın ekonomik ve sosyal yapısının daha fazla yıkıma uğramasını engellemek gibi zorlu bir ikilemle karşı karşıya. Örgütün liderleri, Lübnan'ın iç siyasetindeki hassas dengeleri ve halkın artan savaş yorgunluğunu göz önünde bulundurarak, İran'ın bölgesel ajandası ile Lübnan'ın ulusal çıkarları arasında ince bir çizgi üzerinde yürümek zorunda kalıyor.
Yemen'deki Husiler de Direniş Ekseni'nin Kızıldeniz'deki en aktif kolu olarak öne çıkıyor. Gazze'deki çatışmalara tepki olarak Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırıları, uluslararası deniz taşımacılığını sekteye uğratarak küresel ekonomide ciddi yankı uyandırdı. Bu eylemler, Husilere uluslararası alanda görünürlük kazandırsa da, aynı zamanda ABD ve İngiltere liderliğindeki uluslararası koalisyonun askeri müdahalesine yol açarak Yemen'deki zaten kırılgan olan durumu daha da karmaşık hale getirdi. İran, Husilere silah ve eğitim desteği sağlasa da, grubun kendi özerk hedefleri ve Yemen iç savaşındaki konumu, Tahran'ın kontrolünü sınırlayan faktörler arasında yer alıyor.
Suriye ve Irak'taki İran destekli milis grupları da benzer iç gerilimlerle boğuşuyor. Bu gruplar, bir yandan İran'ın bölgesel stratejilerinin önemli araçları olarak işlev görürken, diğer yandan kendi ülkelerindeki siyasi ve toplumsal dinamiklerle yüzleşmek zorundalar. Özellikle Irak'taki Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) içindeki bazı fraksiyonlar, Irak'ın egemenliğini koruma ve ulusal çıkarları ön planda tutma eğilimindeyken, diğerleri İran'ın bölgesel politikalarına daha sıkı bağlılık gösteriyor. Bu durum, eksen içindeki koordinasyonu zorlaştırıyor ve İran'ın bu vekil güçler üzerindeki mutlak kontrolünün sorgulanmasına neden oluyor.
Direniş Ekseni'nin Doğuşu ve Stratejisi
Direniş Ekseni'nin kökleri, 1979 İran İslam Devrimi sonrası döneme ve özellikle İsrail'in Lübnan'ı işgaline dayanır. İran, İsrail ve ABD karşıtı bir dış politika benimseyerek, bölgedeki ideolojik müttefiklerini destekleme stratejisi geliştirdi. Bu eksen, Lübnan'daki Hizbullah, Yemen'deki Husiler, Suriye'deki rejim ve çeşitli milis grupları ile Irak'taki Şii milislerden oluşur. Amacı, İsrail'e ve Batı'nın bölgedeki etkisine karşı bir denge unsuru oluşturmak, Filistin davasını desteklemek ve İran'ın bölgesel nüfuzunu genişletmektir. Gazze'deki son çatışmalar, bu ekseni bir kez daha harekete geçirse de, bu sefer içsel tutarsızlıkları ve dayanıklılık sınırlarını da gözler önüne serdi.
Uzmanlar, Direniş Ekseni'nin karşı karşıya kaldığı bu iç çatlakların, İran'ın bölgesel stratejisinin sürdürülebilirliği açısından önemli bir dönüm noktası olabileceğini belirtiyor. Vekil güçlerin her birinin kendi ulusal çıkarları ve hayatta kalma içgüdüleri, Tahran'ın merkezi kontrolünü zayıflatabilir. Bu durum, eksenin gelecekteki eylemlerinde daha az koordinasyon ve daha fazla öngörülemezlik anlamına gelebilir. Bölgedeki büyük güçler olan ABD, Rusya ve Çin'in de bu gelişmeleri yakından takip ettiği ve kendi stratejilerini bu yeni dinamiklere göre ayarlayabileceği düşünülüyor.
Bölgesel Denge ve Türkiye'nin Rolü
Bu karmaşık bölgesel denklemde Türkiye, önemli bir aktör olarak yer alıyor. Türkiye, hem İran hem de İsrail ile farklı düzeylerde ilişkilere sahip olup, Filistin meselesine güçlü bir destek vermektedir. Direniş Ekseni'ndeki iç çatlaklar ve bölgesel istikrarsızlığın artması, Türkiye'nin bölgedeki denge politikasını daha da kritik hale getirmektedir. Ankara, hem insani yardımlar hem de diplomatik girişimler aracılığıyla gerilimi azaltma ve kalıcı bir barışa ulaşma çabalarını sürdürmektedir. Bölgedeki herhangi bir istikrarsızlık, Türkiye'nin sınır güvenliğini, enerji kaynaklarını ve ticari rotalarını doğrudan etkileyebileceği için, Türkiye'nin bu süreçteki aktif rolü hayati önem taşımaktadır.
Sonuç olarak, İran'ın liderliğindeki Direniş Ekseni, Gazze'deki savaşın tetiklediği bölgesel gerilimlerle birlikte derin bir iç sorgulama sürecine girmiş durumda. Vekil güçler arasındaki artan gerilimler, siyasi hesaplaşmalar ve hayatta kalma stratejileri, eksenin gelecekteki birliğini ve etkinliğini tehdit ediyor. Bu durum, Orta Doğu'daki güç dengelerini yeniden şekillendirebilecek ve bölgesel istikrar üzerinde uzun vadeli etkilere sahip olabilecek önemli bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. Bölgedeki aktörlerin ve uluslararası toplumun bu dinamikleri yakından izlemesi ve olası sonuçlarına karşı hazırlıklı olması gerekmektedir.



