İspanya'nın demokratikleşme sürecinde bir dönüm noktası olan, ülkenin ilk büyük LGTBİ+ (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Transseksüel, İnterseks ve diğer cinsel yönelimler ile cinsiyet kimliklerini kapsayan bir şemsiye terim) gösterisi, ünlü fotoğrafçı Isabel Steva Hernández, bilinen adıyla Colita (1940-2023) tarafından ölümsüzleştirilen karelerle yeniden gün yüzüne çıkıyor. 26 Haziran 1977 tarihinde Barselona'nın sembolik caddesi La Rambla'da gerçekleşen bu tarihi yürüyüş, İspanya'da cinsel azınlık hakları mücadelesinin cesur başlangıcını temsil ediyor. Colita'nın iki film rulosundan çıkan ve şimdilerde Madrid'deki Generalitat'ın (Katalonya Özerk Yönetimi) Blanquerna Kültür Merkezi - Kitabevi'nde sergilenen bu fotoğraflar, o günün coşkusunu, kararlılığını ve toplumsal dönüşümün ruhunu izleyicilere aktarıyor.
Serginin en dikkat çekici karelerinden biri, Barselona'nın kalabalık caddelerinde protestoyu anlık olarak yönlendiren bir grup trans kadını gösteriyor. Havaya kalkmış yumruklar, yüzlerindeki ifadelerde donup kalmış çığlıklar ve hemen arkalarında taşıdıkları "No tenim por, nosaltres som" (Korkmuyoruz, biz varız) yazılı pankart, o günkü kararlılığın ve görünürlük arayışının güçlü bir sembolü. O zamanlar sadece on beş yaşında olan Sofia da bu tarihi ana tanıklık edenlerden biriydi ve bugün, sergi salonunda siyah-beyaz fotoğraflardaki kalabalığın içinde kendini ararken o günü "çok duygusal" anılarla yad ediyor. Sofia, ARA gazetesine verdiği demeçte, "Benim için yeni ve başlangıçta güzel bir deneyimdi; 'ben buradayım' diye bağırabilmek" sözleriyle o günkü hislerini dile getiriyor.
Colita'nın objektifi, sadece bir protestoyu değil, aynı zamanda Franco diktatörlüğünün (1939-1975) gölgesinden yeni çıkmaya başlayan bir ülkenin özgürlük arayışını da belgeliyor. Bu fotoğraflar, LGTBİ+ bireylerin toplumsal kabul ve hak mücadelesinin ne kadar meşakkatli olduğunu gözler önüne sererken, aynı zamanda bu mücadelenin ne denli hayati olduğunu da hatırlatıyor. Serginin Madrid'de açılması, Katalonya'da başlayan bu hareketin tüm İspanya için taşıdığı önemi vurguluyor ve geçmişle yüzleşme, hafızayı canlı tutma çabasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
İspanya'da LGTBİ+ Hareketinin Doğuşu ve Franco Sonrası Dönem
İspanya'da LGTBİ+ hakları mücadelesi, 1975'te General Francisco Franco'nun ölümünü ve ülkenin demokrasiye geçiş sürecini takip eden yıllarda hız kazandı. Franco rejimi altında, eşcinsellik "Vagrants and Malefactors Law" (Aylaklar ve Kötü Niyetliler Yasası) ve daha sonra "Law of Social Danger and Rehabilitation" (Sosyal Tehlike ve Rehabilitasyon Yasası) gibi baskıcı yasalarla cezalandırılıyordu. LGTBİ+ bireyler, hapis, psikiyatrik tedavi ve toplumsal dışlanma gibi ciddi yaptırımlarla karşı karşıyaydı. Bu karanlık dönemde, cinsel kimliklerini açıkça ifade etmek neredeyse imkânsızdı.
1977'deki Barselona yürüyüşü, bu baskıcı geçmişin ardından gelen ilk büyük kamusal meydan okumaydı. Yürüyüş, o dönemde yasa dışı olmasına rağmen, binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşti ve LGTBİ+ topluluğunun görünürlük kazanma ve hak talep etme arzusunu net bir şekilde ortaya koydu. Barselona, Franco sonrası dönemde kültürel ve sosyal hareketlerin merkezi haline gelmiş, özellikle de Colita gibi sanatçıların da içinde bulunduğu "Gauche Divine" (İlahi Sol) olarak bilinen entelektüel ve sanatçı çevresi, toplumsal değişimin öncüsü olmuştu. Bu yürüyüş, İspanya'da eşcinselliğin 1979'da suç olmaktan çıkarılması ve 2005'te eşcinsel evliliğin yasallaşması gibi önemli adımların atılmasının yolunu açan kritik bir adımdı. İspanya, LGTBİ+ hakları konusunda Avrupa'da ve dünyada öncü ülkelerden biri haline gelirken, bu başarıların temelinde 1977 gibi cesur eylemler yatıyor.
Tarihi Bir Miras ve Süregelen Mücadele
Colita'nın fotoğrafları, sadece 1977'deki bir anı dondurmakla kalmıyor, aynı zamanda LGTBİ+ hakları mücadelesinin evrensel ve süregelen doğasını da vurguluyor. Fotoğrafların gücü, geçmişteki mücadeleleri gelecek nesillere aktarmakta ve onlara ilham vermektedir. Türkiye'de de LGTBİ+ bireylerin hakları konusunda önemli mücadeleler verilmekte, ancak yasal ve toplumsal kabul açısından İspanya'nın ulaştığı seviyeden oldukça uzak bir noktada bulunulmaktadır. Bu bağlamda, İspanya'nın geçmişteki deneyimleri ve elde ettiği başarılar, diğer ülkelerdeki aktivistler için hem bir umut kaynağı hem de bir yol haritası sunabilir.
Sergi, Colita'nın sadece bir fotoğrafçı olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir tanık ve aktivist olarak da mirasını onurlandırıyor. Onun objektifi, sıradan insanların olağanüstü cesaretini, bir araya gelmenin ve seslerini duyurmanın dönüştürücü gücünü yakalamıştır. "No tenim por" sloganı, sadece o günün değil, aynı zamanda bugün ve gelecekte de LGTBİ+ hakları için mücadele eden herkesin ortak çığlığı olmaya devam ediyor. Bu tür sergiler, tarihi hafızayı canlı tutarak, toplumsal ilerlemenin kırılganlığını ve kazanılmış hakların korunması için sürekli uyanık olma gerekliliğini hatırlatır. LGTBİ+ bireylerin eşitlik, onur ve görünürlük arayışı, tüm insan hakları mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır ve Colita'nın kareleri bu mücadelenin ne kadar önemli ve değerli olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.



