
İşgal altındaki Batı Şeria'nın kuzeyindeki Qusra kasabasında, Filistinli aileler günlerdir İsrailli yerleşimcilerin acımasız kuşatması altında yaşam mücadelesi veriyor. Yerleşimciler, evlere giden erişim yollarını kapatmış, su ve elektrik tedarikini keserek bölge sakinlerini dış dünyadan izole etmiş durumda. Bu insanlık dışı durum, Batı Şeria genelinde yerleşimci şiddetinin tırmandığı bir döneme denk gelirken, İsrail ordusu da bölgeye ek kuvvetler sevk ederek yaklaşık on beş evin tahliye edilmesini emretti. Bu gelişmeler, bölgedeki gerilimi daha da artırarak uluslararası toplumun dikkatini bir kez daha Filistin topraklarındaki insan hakları ihlallerine çekti.
Qusra'daki Filistinli aileler, kuşatma nedeniyle temel ihtiyaçlarından mahrum kalmış durumda. Evlerinden çıkamayan, gıda ve ilaç gibi yaşamsal malzemelere ulaşamayan siviller, büyük bir korku ve belirsizlik içinde bekliyor. Yerleşimcilerin uyguladığı bu abluka, sadece fiziksel erişimi engellemekle kalmıyor, aynı zamanda psikolojik bir baskı unsuru olarak da kullanılıyor. Su ve elektriğin kesilmesi, özellikle çocuklar ve yaşlılar için hayati riskler taşırken, bölgedeki insani durumun ciddiyetini gözler önüne seriyor. İsrail ordusunun tahliye emri ise, Filistinli ailelerin evlerinden zorla çıkarılma tehdidiyle karşı karşıya kalmasına neden oluyor, bu da uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul edilen bir uygulamadır.
Bu olaylar, 7 Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria'da artan yerleşimci şiddetinin sadece bir yansımasıdır. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, bu tarihten bu yana Batı Şeria'da yerleşimciler ve İsrail güçleri tarafından yüzlerce Filistinli öldürüldü ve binlercesi yaralandı. Yerleşimcilerin saldırıları genellikle Filistinli çiftçilerin topraklarına el koyma, zeytin ağaçlarını tahrip etme, hayvanlarına zarar verme ve evlere baskın düzenleme şeklinde gerçekleşiyor. Bu şiddet eylemleri, Filistinlileri topraklarından göçe zorlayarak demografik yapıyı değiştirmeyi ve İsrail'in işgalini pekiştirmeyi amaçlıyor. Uluslararası hukuk, İsrail'in 1967'den beri işgal ettiği topraklarda yerleşim birimleri kurmasını yasa dışı kabul etse de, bu yerleşimler genişlemeye devam ediyor ve yaklaşık 700.000 İsrailli yerleşimciye ev sahipliği yapıyor.
Batı Şeria'da Yerleşimci Şiddetinin Tarihsel Arka Planı ve Uluslararası Hukuk
İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşim politikası, uluslararası toplumun büyük bir kısmı tarafından yasa dışı olarak nitelendirilmektedir. Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'ne göre, işgalci bir gücün işgal ettiği topraklara kendi vatandaşlarını yerleştirmesi yasaktır. Ancak İsrail, bu uluslararası hukuku tanımayarak yerleşim yerlerini genişletmeye devam etmektedir. Bu durum, Filistinlilerin topraklarından sürülmesi, hareket özgürlüklerinin kısıtlanması ve temel hizmetlere erişimlerinin engellenmesi gibi ciddi insan hakları ihlallerine yol açmaktadır. Yerleşimcilerin şiddet eylemleri, İsrail ordusunun çoğu zaman pasif kalması veya hatta destek vermesiyle daha da cesaretlenmektedir, bu da hesap verebilirlik eksikliğine ve cezasızlığa yol açmaktadır.
Yerleşimci şiddeti, Filistin ekonomisi üzerinde de yıkıcı etkilere sahiptir. Tarım, Batı Şeria'daki birçok Filistinli ailenin geçim kaynağıdır ve yerleşimcilerin topraklarına el koyması veya ürünlerine zarar vermesi, bu aileleri yoksulluğa sürüklemektedir. Ayrıca, yerleşimcilerin kontrol noktaları ve güvenlik bölgeleri oluşturması, Filistinlilerin kendi şehirleri ve kasabaları arasında serbestçe seyahat etmelerini engellemekte, bu da ticaret ve ekonomik faaliyetleri ciddi şekilde sekteye uğratmaktadır. Bu durum, Filistin devleti kurma çabalarını baltalamakta ve iki devletli çözüm umutlarını giderek azaltmaktadır.
Uluslararası Tepkiler ve Türkiye-İspanya Tutumu
Qusra'da yaşananlar gibi olaylar, uluslararası arenada geniş yankı uyandırmaktadır. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve çeşitli insan hakları örgütleri, İsrail'i uluslararası hukuka uymaya ve yerleşimci şiddetini durdurmaya çağıran açıklamalar yapmaktadır. Ancak bu çağrılar genellikle sonuçsuz kalmakta ve İsrail, yerleşim politikasını sürdürmekte ısrarcı olmaktadır.
Türkiye, Filistin davasının en güçlü savunucularından biri olarak, İsrail'in işgal politikalarını ve yerleşimci şiddetini en sert şekilde kınamaktadır. Ankara, Filistin devletinin kurulması ve Doğu Kudüs'ün başkenti olması yönündeki kararlı duruşunu her platformda dile getirmekte ve Filistin halkına insani yardım ve siyasi destek sağlamaktadır. İspanya ise, son dönemde Filistin devletini resmen tanıma kararı alarak bu konuda önemli bir adım atmıştır. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez liderliğindeki hükümet, İsrail-Filistin çatışmasına iki devletli çözüm temelinde barışçıl bir çözüm bulunması gerektiğini vurgulamış ve bu kararıyla Avrupa'da benzer adımların atılmasına öncülük etmiştir. Madrid'in bu tutumu, Katalonya (Catalunya) bölgesinde ve genel olarak İspanya'da Filistin davasına yönelik artan desteğin bir göstergesidir.
Qusra'daki kuşatma, Batı Şeria'daki Filistinlilerin günlük olarak karşı karşıya kaldığı zorlukların ve insan hakları ihlallerinin acı bir hatırlatıcısıdır. Bu tür olaylar, bölgedeki barış ve istikrar umutlarını zedelemekte, şiddet döngüsünü körüklemekte ve Filistinlilerin temel insan haklarını ihlal etmektedir. Uluslararası toplumun, özellikle de Türkiye ve İspanya gibi ülkelerin, bu duruma karşı daha somut adımlar atması ve İsrail'in uluslararası hukuka uyması için baskıyı artırması hayati önem taşımaktadır. Aksi takdirde, Batı Şeria'da yaşanan bu vahşi kuşatmalar ve insanlık dışı uygulamalar devam edecek, bölgedeki gerilim daha da tırmanacaktır.



