Dokuz yıl önce bugün, 17 Ağustos 2017'de İspanya'nın gözde şehri Barselona ve yakınındaki Cambrils kasabası, korkunç bir cihatçı terör saldırısıyla sarsıldı. Bu menfur saldırılarda 16 masum insan hayatını kaybederken, ikisi çocuk olmak üzere 150'den fazla kişi yaralandı. Her yıl olduğu gibi, Barselona bu trajik olayın kurbanlarını anmak ve acıları paylaşmak üzere bir araya geliyor. Bu yıl, La Rambla'daki devam eden yenileme çalışmaları nedeniyle, geleneksel beyaz karanfil bırakma töreni ve bir dakikalık saygı duruşu, şehrin kalbindeki Plaça Sant Jaume'de gerçekleştirilecek. Bu anma töreni, Barselona'nın teröre karşı direncini ve kurbanlarını asla unutmama kararlılığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
O kara günde, Ripoll'dan bir imamın liderliğindeki cihatçı hücre, Katalonya'nın başkentinde ve Tarragona kıyısındaki Cambrils'te dehşet saçmaya karar vermişti. Teröristlerin asıl hedefi çok daha büyüktü; planları arasında ünlü Sagrada Familia Bazilikası veya Camp Nou Stadyumu gibi sembolik yerlere saldırmak vardı. Ancak son dakika yaşanan bazı aksaklıklar ve Alcanar'daki patlama, planlarını değiştirerek Younes Abouyaaqoub'un tek başına hareket etmesine neden oldu. Öğleden sonra saat beşe doğru, Abouyaaqoub bir minibüsle La Rambla'ya daldı ve yaz mevsiminin yoğunluğuyla dolup taşan caddede önündeki her şeyi ezerek ilerledi. Yaklaşık 500 metre boyunca süren bu vahşi saldırıda, aralarında üç yaşındaki Xavi Martínez ve yedi yaşındaki Julián Cadman'ın da bulunduğu 14 kişi hayatını kaybetti. Saldırgan, aracı terk ettikten sonra La Boqueria pazarından geçerek yaya olarak kaçtı ve kısa süre sonra IŞİD (İslam Devleti) terör örgütü saldırının sorumluluğunu üstlendi.
Younes Abouyaaqoub kaçarken, Pau Pérez'i arabasını çalmak için öldürdü. Bu sırada polis, saldırıyı bir gün önce Alcanar'da bir evde meydana gelen patlamayla ilişkilendirerek soruşturmayı hızlandırdı. Aynı günün ilerleyen saatlerinde Driss Oukabir ve Mohamed Houli Chemial ilk tutuklananlar oldu. Birkaç saat sonra, 18 Ağustos'un ilk saatlerinde, Cambrils'te bir otomobil, bir yat kulübünün önünde yayalara çarptı. Araçtan çıkan beş terörist daha vardı: Moussa Oukabir, Mohamed Hychami, Omar Hychami, Said Aallaa ve Houssaine Abouyaaqoub. Mossos d'Esquadra (Katalan Polisi) memurları, bu teröristlerden dördünü etkisiz hale getirdi. Beşinci terörist kaçmaya çalışırken bir kadını öldürdü, ancak o da dakikalar sonra polis tarafından vurularak etkisiz hale getirildi. Aynı sabah Mohamed Aalla ve Salah el Karib de tutuklandı. İçişleri Bakanlığı, saldırıdan bir gün önce Alcanar'daki ev patlamasında ölen imam Abdelbaqi Es Sattii liderliğindeki cihatçı bir hücrenin Katalonya'da saldırı planladığını açıkladı. Bu noktada yetkililer, beş teröristi ölü, dört teröristi tutuklu olarak belirlemişti, ancak La Rambla'daki katliamın faili hala firardaydı. Dört gün sonra, Mossos d'Esquadra, Abouyaaqoub'u bulmak için halktan yardım istedi. 21 Ağustos Pazartesi günü öğleden sonra, bir kadın firariyi bir üzüm bağında gördüğünü bildirdi. Saat 16:00'da polis, Abouyaaqoub'u tespit etti ve teslim olmasını istedi. Ancak sahte bir patlayıcı kemer göstererek direnen terörist, polis tarafından vurularak etkisiz hale getirildi.
İspanya'da Terörün Gölgesi ve Avrupa Bağlamı
Barselona saldırıları, İspanya'nın terörle mücadelesindeki uzun ve acı dolu tarihine yeni bir sayfa ekledi. Ülke, onlarca yıl boyunca ayrılıkçı ETA terör örgütünün saldırılarıyla mücadele etmiş, ancak 2004'teki Madrid tren bombalamalarıyla (11-M) cihatçı terörün acımasız yüzüyle tanışmıştı. La Rambla ve Cambrils saldırıları, bu kez Katalonya'yı hedef alarak, IŞİD'in Avrupa'da yaygınlaşan "düşük teknoloji, yüksek etki" tarzı saldırı stratejisinin bir parçasıydı. Paris, Nice, Berlin ve Londra gibi şehirlerde de benzer şekilde araçlarla ve bıçaklarla gerçekleştirilen saldırılar, Avrupa'da yeni bir güvenlik paradigması oluşturmuştu. Barselona saldırısı, sadece İspanya için değil, tüm Avrupa için radikalleşme, terör finansmanı ve istihbarat paylaşımının önemi konusunda ciddi dersler içeriyordu. Uzmanlar, bu tür saldırıların, genellikle toplumun içinden radikalleşen bireyler tarafından gerçekleştirilmesinin, önleyici tedbirlerin ve toplumsal entegrasyon politikalarının kritik rolünü vurguladığını belirtiyor. Türkiye'nin de yıllardır farklı terör örgütlerinin hedefi olması nedeniyle, Barselona saldırısı, terörle mücadelede uluslararası iş birliğinin ve toplumsal direncin önemini bir kez daha gösteren acı bir örnek teşkil etmektedir.
Saldırıların hemen ardından, binlerce Barselonalı sokağa çıkarak Katalanca "No tinc por" (Korkmuyorum) sloganını attı. Bu slogan, şehrin teröre karşı birliğini, direncini ve korkuya teslim olmama kararlılığını simgeleyen güçlü bir ifade haline geldi. Kurbanları anma ve güvenlik güçlerine teşekkür etme etkinliklerinde günlerce yankılanan bu sözler, Barselona'nın yaralarını sarmasında ve ileriye bakmasında önemli bir rol oynadı. Joan Miró'nun La Rambla'daki mozaik muralı önünde yapılan anma törenleri, "No tinc por" ruhunu canlı tutarak, şehrin kolektif hafızasında yerini aldı. Bu slogan, Barselona'nın sadece bir turizm destinasyonu değil, aynı zamanda zor zamanlarda bir araya gelebilen, güçlü ve dirençli bir topluluğa sahip olduğunu tüm dünyaya gösterdi.
Adalet Arayışı ve Barselona'nın Direnci
Saldırıların ardından yaşanan yoğun yargı süreci, davanın karmaşıklığı ve çok sayıda mağdur nedeniyle oldukça uzun sürdü. 16 ölüme ek olarak, onlarca yaralının adalet arayışı, Audiencia Nacional (İspanya Ulusal Mahkemesi) kararında tanınmayı ve tazminat almayı gerektiriyordu. Nihayet, 17 Ağustos saldırılarından üç yıl üç ay sonra, 2022 yılının Temmuz ayında, aylarca süren bir yargılamanın ardından kararlar açıklandı. Mohamed Houli Chemial 43 yıl, Driss Oukabir ise 36 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu cezalar, suç örgütüne üyelik, terör amaçlı patlayıcı bulundurma, depolama ve imal etme ile Alcanar'daki patlamada yaralanan 29 kişiye karşı ağır ihmal sonucu yaralama suçlarını kapsıyordu. Ancak, yasalara göre en fazla 20 yıl hapis yatabilecekleri belirtildi. Üçüncü sanık Said Ben Iazza ise terör örgütüyle iş birliği yapmaktan sekiz yıl hapis cezası aldı, ancak Yüksek Mahkeme bu cezayı dikkatsiz davrandığı gerekçesiyle 18 aya indirdi. 2024 yılında serbest kaldıktan sonra oturma izni iptal edilerek sınır dışı edildi.
Ancak, bu mahkumiyet kararları, saldırılarda hayatını kaybeden 16 kişinin cinayetlerini ve 150'den fazla yaralının durumunu kapsamadı. Mahkeme, hayatta kalan üç sanıktan hiçbirini doğrudan cinayetlerin faili olarak görmedi. Zira saldırıların maddi failleri olan teröristlerin tamamı o yaz günlerinde ölmüştü. Bu durum, saldırılarda yakınlarını kaybeden veya yaralanan birçok mağdur için adaletin tam olarak tecelli etmediği hissini yarattı. Mahkeme, sanıkların cihatçı hücrenin üyeleri olduğunu kanıtlamasına rağmen, doğrudan cinayetlerden sorumlu tutulamayacaklarına hükmetti. Bu hukuki boşluk, terör saldırılarının karmaşık doğasını ve faillerin çoğunun olay yerinde ölmesi durumunda yargılamanın getirdiği zorlukları bir kez daha gözler önüne serdi. Barselona, bu acı tecrübeyle birlikte, terörle mücadelede hem güvenlik hem de adalet mekanizmalarının sürekli olarak gözden geçirilmesi ve geliştirilmesi gerektiğini bir kez daha anlamış oldu. Şehir, kurbanlarını anmaya ve acılarını paylaşmaya devam ederken, teröre karşı direncini ve birlikteliğini korumaya kararlıdır.



