Barselona'nın bağımsız ombudsmanlık kurumu Síndic de Greuges de Barcelona, kentin Sant Andreu bölgesindeki La Sagrera'da bulunan ve yaklaşık 66 kişinin yaşadığı gayri resmi yerleşim biriminin tahliyesinin, tüm sakinler için "yeterli, istikrarlı ve uygun" konut alternatifleri sağlanana kadar durdurulması çağrısında bulundu. David Bondia başkanlığındaki kurum, mevcut koşullarda bir tahliyenin uluslararası insan hakları standartları ve yürürlükteki mevzuatla bağdaşmadığını vurgulayarak, Barselona Belediyesi'ne (Ajuntament de Barcelona) bu hassas konuda daha dikkatli bir yaklaşım sergilemesi gerektiğini bildirdi.
Ombudsmanlık, belediye raporlarında belirtilen güvenlik, sağlık ve yaşanabilirlik eksikliklerini kabul etmekle birlikte, durumun analizinin "sadece şehircilik veya mülkiyet perspektifiyle sınırlı kalmaması" gerektiğini belirtti. Kurum, bu tür bir durumun doğrudan barınma, sağlık, eğitim, onur ve sosyal içerme gibi temel hakları etkilediğini ifade etti. Síndic de Greuges, tahliye kararının, bölgede uzun süredir yaşayan ve birçoğu belediye sosyal hizmetleri tarafından takip edilen savunmasız bir nüfusu etkileyeceğine dikkat çekti.
La Sagrera yerleşiminde yaşayanlar arasında çocuklar, kadınlar, sağlık sorunları olan bireyler, düzensiz idari statüye sahip kişiler ve Barselona ile çevresinde uzun yıllardır yaşamış olanlar bulunuyor. Ombudsmanlık tarafından belirtilen bir araştırmaya göre, bu durum "homojen veya geçici bir gerçeklik değil, kamu otoritelerinden özellikle dikkatli bir yanıt gerektiren karmaşık bir durumdur." Kurum, bu çeşitliliğin ve kırılganlığın, belediyenin eylemlerinde göz önünde bulundurulması gereken kilit faktörler olduğunu vurguladı.
Barselona'da Konut Krizi ve Gayri Resmi Yerleşimler
Barselona, İspanya'nın en pahalı şehirlerinden biri olup, son yıllarda artan kira fiyatları ve konut sıkıntısı ile mücadele etmektedir. Bu durum, özellikle düşük gelirli aileleri ve göçmenleri gayri resmi yerleşimlere veya geçici barınma çözümlerine yöneltmektedir. La Sagrera'daki gibi yerleşimler, genellikle ekonomik krizler, işsizlik ve sosyal dışlanmanın bir sonucu olarak ortaya çıkmakta ve şehirlerin görünmeyen yüzünü oluşturmaktadır. Bu tür yerleşimler, sadece İspanya'da değil, Avrupa'nın birçok büyük şehrinde benzer sosyoekonomik sorunlarla boğuşan toplulukların bir yansımasıdır.
Síndic de Greuges de Barcelona, bu özel vakayı, Uluslararası Af Örgütü (Amnistía Internacional) ve Amics del Moviment Quart Món örgütlerinden gelen bilgiler üzerine Nisan 2024'te (kaynakta 2026 olarak sehven belirtilmiş, güncel olay bağlamında 2024 olarak düzeltilmiştir) resen incelemeye başlamıştır. Yerleşimin belediye mülkiyetinde olması ve sakinlerin bir kısmının belediye sosyal hizmetleri tarafından düzenli olarak takip edilmesi, durumun karmaşıklığını daha da artırmaktadır. Bu, belediyenin hem mülkiyet haklarını hem de vatandaşlarının sosyal haklarını dengeleme zorunluluğu ile karşı karşıya olduğunu göstermektedir.
İnsan Hakları ve Sosyal Politikalar Bağlamında Tahliyeler
Uluslararası insan hakları hukuku, özellikle Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi (ICESCR), devletlere yeterli konut hakkını güvence altına alma yükümlülüğü getirmektedir. Bu kapsamda, tahliyelerin son çare olarak görülmesi ve ancak uygun alternatif konut sağlanması durumunda gerçekleştirilmesi gerektiği belirtilmektedir. Barselona Ombudsmanı'nın çağrısı, bu uluslararası standartlara uygun bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Türkiye'de de kentsel dönüşüm projeleri veya gecekondu bölgelerinin dönüştürülmesi süreçlerinde benzer insan hakları ve sosyal adalet kaygıları gündeme gelmekte, yeterli barınma hakkının korunması büyük önem taşımaktadır.
Barselona Belediyesi için bu durum, yalnızca bir şehircilik sorunu olmaktan öte, derin bir sosyal sorumluluk ve insan hakları sınavıdır. Ombudsman'ın tavsiyesi, belediyenin kısa vadeli çözümler yerine, uzun vadeli ve kapsayıcı sosyal politikalar geliştirmesi gerektiğini işaret etmektedir. Bu tür yerleşimlerin ortadan kaldırılması, sadece binaların yıkılmasıyla değil, aynı zamanda orada yaşayan insanların geleceğinin güvence altına alınmasıyla mümkün olabilir. Aksi takdirde, tahliyeler, mevcut sosyal sorunları başka bölgelere taşımaktan veya daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır.


