Barselona'da evsizlik, sadece barınma ihtiyacının ötesinde, bireylerin maruz kaldığı şiddet ve ayrımcılığın acımasız bir gerçeğini ortaya koyuyor. Kentin önde gelen sivil toplum kuruluşlarından Arrels Fundació tarafından yayımlanan son rapor, Barselona'da sokakta yaşayan kişilerin büyük çoğunluğunun şiddet mağduru olduğunu gözler önüne serdi. 2023-2025 yılları arasında 1.300'den fazla evsiz kişiyle yapılan anketlere dayanan bu çarpıcı rapor, evsizlerin %83,3'ünün en az bir kez saldırıya uğradığını belirtiyor.
Rapora göre, sokakta yaşayan her 10 kişiden altısı hakaret, tehdit veya aşağılamaya maruz kalırken, neredeyse yarısı fiziksel saldırıya uğramış durumda. Ayrıca, evsizlerin üçte birinin mağazalar, restoranlar veya diğer kamusal alanlara erişiminin kısıtlandığı ifade ediliyor. Bu veriler, evsizliğin sadece maddi bir yoksunluk değil, aynı zamanda derin bir sosyal dışlanma ve güvenlik açığı sorunu olduğunu açıkça gösteriyor. Arrels Fundació, bu durumun temelinde yatan en önemli faktörlerden birinin "aporofobi" yani evsizlere karşı duyulan nefret olduğunu vurguluyor.
Kadın Evsizler İçin Durum Daha Vahim
Raporun en dikkat çekici bulgularından biri de kadın evsizlerin yaşadığı ayrımcılık ve şiddet oranlarının erkeklere kıyasla daha yüksek olması. Arrels Fundació, Barselona'da sokakta yaşayan kadınların %40'ından fazlasının cinsel saldırıya uğradığını ortaya koydu. Bu oran, evsiz kadınların sadece barınma değil, aynı zamanda temel güvenlik ve insanlık onuru açısından da ne denli savunmasız bir konumda olduğunu gözler önüne seriyor. Bu durum, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin evsizlik gibi kırılgan gruplar üzerindeki yıkıcı etkisini bir kez daha kanıtlıyor ve bu konuda acil önlemler alınması gerektiğini gösteriyor.
Cinsel saldırıların yanı sıra, kadın evsizler genellikle daha fazla sözlü taciz, aşağılama ve fiziksel şiddetle de karşılaşıyor. Bu durum, kadınların evsizlik deneyimlerinin erkeklerden farklı ve daha tehlikeli boyutlara sahip olduğunu gösteriyor. Kadın sığınma evleri ve özel destek mekanizmalarının yetersizliği, bu savunmasız grubun daha da büyük risklerle karşı karşıya kalmasına neden oluyor. Bu nedenle, evsizlik politikalarının cinsiyete duyarlı bir yaklaşımla ele alınması ve kadınların özel ihtiyaçlarına yönelik çözümler üretilmesi hayati önem taşıyor.
Aporofobi ve Şikayet Mekanizmalarının Yetersizliği
Ankete katılan evsizlerin dörtte biri, maruz kaldıkları saldırıların arkasında "aporofobi" (evsizlere karşı duyulan nefret) motivasyonunun yattığını belirtiyor. İspanyol filozof Adela Cortina tarafından ortaya atılan ve evsizlere, yoksullara veya marjinalleştirilmiş kişilere karşı duyulan irrasyonel korku ve nefreti tanımlayan bu kavram, Barselona'da giderek artan bir sorun haline gelmiş durumda. Ancak Arrels, aporofobik saldırıların gerçek boyutunun, düşük şikayet oranı nedeniyle tam olarak ölçülemediğini ifade ediyor. Kurum, evsizlere yönelik saldırıların üçte ikisinin polise bildirilmediğini tahmin ediyor.
Şikayet etmeme nedenleri arasında, mağdurların adalete veya polise güvenmemesi, şikayetin bir işe yaramayacağına inanması, misilleme korkusu veya şikayet sürecini bilmemesi gibi faktörler yer alıyor. Bu durum, evsizlerin sadece şiddet mağduru olmakla kalmayıp, aynı zamanda adalet sistemine erişim konusunda da ciddi engellerle karşılaştığını gösteriyor. Mevcut nefret suçu göstergelerinin genellikle ırkçılık veya homofobi gibi konulara odaklandığını, ancak evsizliğe dayalı ayrımcılığı yeterince kapsamadığını belirten Arrels Fundació, bu alandaki eksikliklerin giderilmesi için çağrıda bulunuyor.
Arka Plan ve Türkiye ile Bağlantı
Barselona, İspanya'nın en kozmopolit şehirlerinden biri olmasına rağmen, evsizlik sorunuyla mücadele eden önemli merkezlerden biri. Arrels Fundació gibi kurumlar, on yıllardır sokakta yaşayanlara barınma, gıda, sağlık ve sosyal entegrasyon hizmetleri sunarak bu soruna çözüm arıyor. İspanya genelinde evsizlik, ekonomik krizler ve sosyal politikaların yetersizliği gibi nedenlerle artış göstermekte. İspanya Ulusal İstatistik Enstitüsü (INE) verilerine göre, ülkede on binlerce kişi evsizlikle mücadele ediyor ve bu durum, özellikle büyük şehirlerde daha belirgin hale geliyor. Aporofobi, İspanya'da 2018 yılından bu yana nefret suçu kapsamında değerlendirilse de, bu yasal düzenlemenin pratikteki uygulanabilirliği ve farkındalığı konusunda hala eksiklikler bulunuyor.
Türkiye'de de evsizlik benzeri sosyal sorunlar yaşanmaktadır, ancak bu alandaki kapsamlı veri toplama ve raporlama mekanizmaları İspanya'daki kadar gelişmiş değildir. Türkiye'de evsizlere yönelik resmi istatistikler sınırlıdır ve bu kişilerin yaşadığı şiddet ve ayrımcılık vakaları genellikle kayıtlara geçmemektedir. Özellikle büyük şehirlerde, sokakta yaşayan bireylerin maruz kaldığı fiziksel ve sözlü saldırılar, hırsızlık gibi olaylar ne yazık ki sıkça görülmektedir. Türkiye'deki sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimler, evsizlere yönelik barınma ve destek hizmetleri sunmaya çalışsa da, bu hizmetlerin kapasitesi ve kapsayıcılığı yetersiz kalmaktadır. İspanya'daki Arrels raporu, Türkiye için de bir ayna görevi görerek, evsizlere yönelik şiddet ve ayrımcılığın boyutlarını anlamak ve çözüm üretmek adına daha fazla çaba gösterilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Çözüm Önerileri ve Toplumsal Duyarlılık
Arrels Fundació, evsizlere yönelik şiddet ve ayrımcılıkla mücadele etmek için somut adımlar atılması gerektiğini belirtiyor. Kuruluş, bu tür vakaları tespit etmek için mevcut mekanizmaların iyileştirilmesini ve nefret suçu göstergelerine evsizliğe dayalı ayrımcılığın da dahil edilmesini talep ediyor. Ayrıca, karakollar dışında, sosyal hizmetler, mobil birimler veya sivil toplum kuruluşları aracılığıyla yeni şikayet kanallarının oluşturulmasının önemine dikkat çekiyor. Bu sayede, güvenlik güçlerine güven duymayan veya şikayet sürecini bilmeyen evsizlerin adalete erişimi kolaylaşacak ve suçluların cezasız kalmasının önüne geçilecektir.
Bu rapor, sadece Barselona'daki evsizlerin yaşadığı dramı değil, aynı zamanda tüm dünyadaki benzer sorunları da gözler önüne seriyor. Evsizlik, sadece ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda derin insani ve toplumsal bir krizdir. Bu krizle mücadele etmek, sadece devletlerin veya sivil toplum kuruluşlarının değil, tüm toplumun sorumluluğundadır. Bireylerin empati geliştirmesi, önyargılardan arınması ve evsizlere karşı daha duyarlı bir yaklaşım sergilemesi, aporofobinin ve şiddetin önlenmesinde kilit rol oynayacaktır. Herkes için daha adil ve güvenli bir toplum inşa etmek, en savunmasız kesimlerin haklarını korumakla başlar.


