İspanya'nın Barselona kentinde yargı dünyasını sarsan ve kamuoyunda infial yaratan bir dava, aile içi cinsel istismarın karanlık yüzünü bir kez daha gözler önüne serdi. Barselona Bölge Mahkemesi'nde (Audiencia Provincial de Barcelona) görülen davada, savcılık ve mağdur avukatları, 2014-2019 yılları arasında 8 yaşından itibaren öz kızına cinsel istismarda bulunmakla suçlanan bir baba için toplam 18 yıl hapis cezası talep etti. Olay, mağdur kızın 12 yaşındayken okul gezisinde bir öğretmenine yaşadıklarını anlatmasıyla ortaya çıkmış ve toplumun çocuk istismarına karşı mücadelesinin ne denli kritik olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır.
Şu an 19 yaşında olan mağdur kız çocuğu, mahkemede verdiği ifadede, cinsel istismarın babası tarafından 7 veya 8 yaşlarındayken başladığını ve 12 yaşına kadar devam ettiğini gözyaşları içinde anlattı. Babasının kendisini soyduğunu, duş alırken banyoya girdiğini, dokunduğunu ve kendisine dokunmasını istediğini belirten genç kadın, istismarın zamanla şiddetini artırdığını ve sonunda ölümle tehdit edilerek cinsel eylemlere zorlandığını ifade etti. Mağdur, babasının "Sus yoksa seni ya da aileni öldürürüm" şeklindeki tehditlerini hiç unutmadığını dile getirdi. Bu tüyler ürperten detaylar, mahkeme salonunda derin bir sessizliğe yol açtı ve olayın vahametini bir kez daha ortaya koydu.
Hayatının o döneminde yaşadığı travmayı bir okul gezisi sırasında öğretmeniyle paylaşmaya karar verdiğini söyleyen mağdur, "Eve dönmek istemiyordum" diyerek içinde bulunduğu çaresizliği gözler önüne serdi. Çok korktuğunu ve utandığını ancak bu durumu daha fazla yaşamak istemediğini belirten genç kızın ifadesini, dönemin öğretmeni de doğruladı. Öğretmen, okul gezisi sırasında kızın normal olmayan, ağlayan ve diğer arkadaşlarından uzak duran tavırlarını fark ettiğini, ilk başta anlatmak istemese de sonunda "istismara uğradığını" söylediğini aktardı. Öğretmen ayrıca, kızın okulda her zaman üzgün, acı çeken bir ifadeye sahip olduğunu ve babasıyla eve gitmek zorunda kaldığında çok kötü hissettiğini de ekledi. Bu durum, eğitimcilerin ve çevredeki yetişkinlerin çocuklardaki davranış değişikliklerine karşı ne denli dikkatli olması gerektiğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Mağdurun annesi ise, okuldan gelen acil toplantı çağrısıyla durumdan haberdar olduğunu ve kızının babasının "vücudunun her yerine dokunduğunu" anlatması üzerine 2019'da şikayette bulunduğunu belirtti. Anne, eşinin alkol ve uyuşturucu sorunları nedeniyle 2017'den itibaren çocuklarını babalarıyla yalnız bırakmaktan çekindiğini, ancak kaynak yetersizliği nedeniyle boşanmayı geciktirdiğini ve o ana kadar eşini "dünyanın en iyi babası" sandığı için hiçbir şüphe duymadığını ifade etti. Bu itiraflar, aile içi istismarın genellikle nasıl gizli kaldığını ve mağdurların yakın çevresindeki kişilerin bile durumu fark etmekte zorlanabileceğini gösterdi.
Sanık baba ise mahkemedeki savunmasında, kızını soyduğu, cinsel tacizde bulunduğu, cinsel eylemlere zorladığı ve tehdit ettiği iddialarını kesin bir dille reddetti. Kızının kendisine neden böyle bir suçlamada bulunduğunu yedi yıldır anlamaya çalıştığını ancak bir cevap bulamadığını öne sürdü. Eski eşinden ayrılık sonrası kızının kendisine karşı "mesafeli" davrandığını ve bu nedenle kendisine kızgın olabileceğini ima eden sanık, son söz hakkını kullandığında da iddialara bir açıklama bulamadığını yineledi. Sanığın bu inkarcı tavrı, mağdurun yaşadığı travmanın boyutunu ve adaletin tecelli etmesi için verilen mücadelenin zorluğunu bir kez daha vurguladı.
Mağduru muayene eden psikologlar, genç kızın babasını görmek istememesi ile ona babalar günü kartı yazmasının veya hapse girmesini istememesinin çelişmediğini, zira babanın "duygusal bir referans figürü" olduğunu belirterek, savunma tarafının iddialarını reddetti. Savunma tarafından görevlendirilen bilirkişi ise, 9 yaşından sonra duygusal ikilemin ortadan kalktığını ve zarar gördüğünü bilecek zihinsel kapasitenin oluştuğunu savunarak, mağdurun ifadesinin öğretmen ve annenin yönlendirmesiyle "telkin edilmiş veya kirlenmiş" olabileceğini öne sürdü. Ancak mağduru inceleyen psikologlar, genç kızın anlatımının herhangi bir dış etkiden arınmış olduğunu ve ikincil bir motivasyonun bulunmadığını vurguladı. Bu uzman görüş ayrılıkları, davanın karmaşıklığını ve delillerin yorumlanmasındaki farklı yaklaşımları ortaya koydu.
İspanya'da Çocuk İstismarı ve Hukuki Boyutu
İspanya'da çocuk istismarı vakaları, son yıllarda artan farkındalık ve raporlama çabalarına rağmen hala ciddi bir toplumsal sorun teşkil etmektedir. Ülke genelinde yapılan araştırmalar, çocukların cinsel istismara uğrama riskinin özellikle aile içinde yüksek olduğunu göstermektedir. UNICEF İspanya'nın verilerine göre, her 5 çocuktan 1'i hayatının bir döneminde cinsel istismara maruz kalmaktadır ve bu vakaların büyük çoğunluğu mağdurun tanıdığı kişiler, hatta aile üyeleri tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu durum, mağdurlar için adalete erişimi ve travmayı atlatmayı daha da zorlaştırmaktadır. İspanyol Ceza Kanunu, çocuklara karşı işlenen cinsel suçları ağır bir şekilde cezalandırmakta olup, özellikle reşit olmayanlara yönelik cinsel saldırı suçları için uzun hapis cezaları öngörmektedir. Yargı sistemi, mağdurların korunmasına ve ifadelerinin hassasiyetle alınmasına büyük önem vermektedir. Bu tür davalarda, mağdurun psikolojik durumu ve ifadesinin güvenilirliği, uzman psikologların raporlarıyla desteklenmektedir.
Türkiye'de de benzer şekilde, çocuk istismarı toplumun kanayan yaralarından biridir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile diğer sivil toplum kuruluşları, çocuk istismarının önlenmesi ve mağdurların rehabilitasyonu konusunda çalışmalar yürütmektedir. Ancak hem İspanya'da hem de Türkiye'de, çocuk istismarının gizli kalma oranı yüksek olup, mağdurların utanç, korku ve tehditler nedeniyle yaşadıklarını uzun süre saklaması yaygın bir durumdur. Bu nedenle, öğretmenler, doktorlar ve diğer profesyonellerin çocuklardaki değişimleri fark etmesi ve gerekli adımları atması hayati önem taşımaktadır. Barselona'daki bu dava, eğitimcilerin ve çevredeki yetişkinlerin dikkatli gözlemlerinin, çocukların hayatını nasıl değiştirebileceğinin çarpıcı bir örneğidir.
Adalet Arayışı ve Toplumsal Mesaj
Savcılık, sanık babaya reşit olmayanlara karşı sürekli cinsel saldırı suçundan hapis cezasının yanı sıra, 8 yıl denetimli serbestlik, ebeveynlik haklarından mahrum bırakılma ve özgürlükten mahrum bırakılma süresinden 4 yıl daha uzun süreyle reşit olmayanlarla ilgili herhangi bir mesleği icra etmekten men edilmesini talep ediyor. Ayrıca, cezaevinden çıktıktan sonra 10 yıl boyunca kızından 1000 metre uzak durması ve mağdur kıza neden olduğu manevi zararlar için 20.000 € tazminat ödemesi de isteniyor. Savcılık, "Bir babanın, çocuğunu koruması ve ona bakması gereken kişi olduğunu unutmamalıyız" diyerek taleplerinin gerekçesini vurguladı. Savunma ise, mağdurun ifadesinin "telkin edilmiş veya kirlenmiş" olduğunu iddia ederek sanığın beraatini talep etti; olası bir mahkumiyet durumunda ise "gereksiz gecikmeler" hafifletici neden olarak değerlendirilmesini istedi. Mahkemenin kararı, bu tür davalarda verilecek emsal teşkil etmesi açısından büyük önem taşıyacak.
Bu dava, sadece Barselona'daki bir mahkeme salonunda görülen hukuki bir süreçten ibaret değil; aynı zamanda çocuk istismarının vahametini, mağdurların yaşadığı derin travmayı ve adaletin sağlanmasının toplumsal önemini bir kez daha hatırlatan güçlü bir mesajdır. Bir ebeveynin çocuğuna karşı işlediği bu tür suçlar, güven duygusunu temelden sarsmakla kalmaz, aynı zamanda mağdurun tüm hayatını etkileyen derin izler bırakır. Bu davanın sonucu, İspanya'da ve dünya genelinde çocuk koruma politikalarının ne denli hassas ve kararlı yürütülmesi gerektiğini bir kez daha gözler önüne serecektir. Mağdur kızın yaşadığı acıların hafifletilmesi ve adaletin tecelli etmesi, toplumun en savunmasız üyelerini koruma sorumluluğunun bir göstergesi olacaktır.



