Avrupa genelinde yapılan önemli bir anket, kıtanın savunma stratejilerine yönelik kamuoyunun karmaşık ve çelişkili tutumlarını gözler önüne serdi. Politico tarafından altı Avrupa ülkesinde gerçekleştirilen "European Pulse Forum" araştırması, Avrupalıların büyük bir çoğunluğunun (%86,3) Avrupa'nın kendi savunma yeteneklerini geliştirmesini arzu ettiğini ortaya koyarken, aynı zamanda çok az bir kısmının (%18,6) ülkeleri saldırıya uğradığında kişisel olarak silahlanmaya istekli olduğunu gösterdi. İspanya'da bu oran daha da düşerek %16,8'e geriledi. Ayrıca, anket sonuçlarına göre, Avrupalıların %65,9'u İran'a yönelik herhangi bir askeri operasyona karşı çıkıyor.
Bu bulgular, Avrupa Birliği'nin (AB) ve genel olarak Avrupa'nın, Ukrayna'daki savaşın ve küresel jeopolitik gerilimlerin arttığı bir dönemde stratejik otonomi arayışını ve savunma kapasitelerini güçlendirme çabalarını sorgulatıyor. Bir yandan kendi kaderini tayin etme ve dış tehditlere karşı daha dirençli olma arzusu yüksekken, diğer yandan bu hedeflere ulaşmak için kişisel fedakarlık yapma veya agresif dış politika adımlarına destek verme konusunda ciddi bir isteksizlik mevcut.
Anketin en çarpıcı sonuçlarından biri, "Avrupa'nın kendi savunmasını geliştirmesini istiyor musunuz?" sorusuna verilen ezici "evet" yanıtıydı. Bu oran, Avrupalıların güvenliklerini üçüncü bir güce (özellikle ABD ve NATO'ya) tamamen emanet etmek yerine, kendi bölgesel güvenlik mimarilerini güçlendirme yönünde güçlü bir eğilim içinde olduğunu gösteriyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron gibi liderlerin uzun süredir savunduğu "Avrupa ordusu" veya "stratejik otonomi" fikirleri, kamuoyunda önemli bir karşılık bulmuş gibi görünüyor.
Ancak, bu genel isteğin pratik uygulamaya dökülmesindeki zorluklar, "ülkeniz saldırıya uğrarsa kişisel olarak silahlanır mısınız?" sorusunun yanıtında belirginleşiyor. Yalnızca beşte bir oranında bir kesimin savaşmaya hazır olması, modern Avrupa toplumlarının askeri çatışmalara karşı artan duyarsızlığını veya barışçıl çözüm yollarına olan inancını yansıtabilir. Bu durum, gönüllü ordulara dayanan birçok Avrupa ülkesi için potansiyel insan gücü sorunlarına işaret ederken, zorunlu askerliğin yeniden gündeme gelip gelmeyeceği tartışmalarını da alevlendirebilir.
İran'a yönelik askeri operasyonlara karşı çıkan %65,9'luk oran ise, Avrupa'nın dış politika tercihlerinde diplomatik çözümlere ve çatışmadan kaçınmaya verdiği önemi ortaya koyuyor. Ortadoğu'daki geçmiş askeri müdahalelerin yol açtığı istikrarsızlık ve insani krizler, Avrupalı kamuoyunda yeni askeri maceralara karşı derin bir şüphecilik yaratmış durumda. Bu, AB'nin İran nükleer programı ve bölgesel politikaları konusunda diplomasiye odaklanan mevcut yaklaşımını destekleyen bir gösterge olarak yorumlanabilir.
Avrupa'nın Stratejik Otonomi Arayışı ve Savunma Tartışmaları
Avrupa'nın savunma kapasitelerini artırma ve stratejik otonomi kazanma çabaları, özellikle Rusya'nın Ukrayna'yı işgaliyle birlikte yeni bir boyut kazandı. Yıllardır NATO şemsiyesi altında nispeten rahat bir pozisyonda olan Avrupa ülkeleri, artık kendi savunma harcamalarını artırmanın ve ortak askeri projeler geliştirmenin kaçınılmaz olduğunu görüyor. Bu bağlamda, AB'nin Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (OGSP) kapsamında atılan adımlar, Avrupa'nın kendi savunma sanayisini güçlendirme ve dış müdahalelere karşı daha bağımsız bir duruş sergileme arzusunu yansıtıyor. Ancak, bu çabaların finansmanı, teknolojik bağımsızlık ve üye devletler arasındaki siyasi irade farklılıkları gibi önemli engellerle karşı karşıya olduğu biliniyor.
Anket sonuçları, bu siyasi ve askeri hedefler ile halkın kişisel katılım isteği arasındaki uçurumu gözler önüne seriyor. Avrupa toplumları, barış ve istikrar içinde yaşamaya alışkın olduğundan, doğrudan bir çatışma olasılığına karşı hazırlıksız veya isteksiz olabilirler. Bu durum, Avrupalı liderlerin, halklarını daha fazla savunma harcamasına ikna etme ve potansiyel tehditlere karşı bir "savunma bilinci" oluşturma konusunda ciddi iletişim stratejileri geliştirmesi gerektiğini gösteriyor. Türkiye gibi jeopolitik olarak daha riskli bir bölgede yer alan ve aktif bir askeri güce sahip olan ülkelerde, kamuoyunun savunma ve askeri müdahaleye bakışı genellikle daha farklı ve ulusal çıkarlar doğrultusunda daha destekleyici olabilmektedir. Bu durum, Avrupa'nın "yumuşak güç" odağı ile Türkiye'nin "sert güç" odaklı dış politikası arasındaki temel farklardan birini de ortaya koymaktadır.
Anket Sonuçlarının Avrupa'nın Geleceğine Etkileri
European Pulse Forum anketinin sonuçları, Avrupa'nın gelecekteki güvenlik mimarisi ve dış politika yönelimi hakkında önemli ipuçları sunuyor. Avrupalıların kendi savunmalarını istemesi ancak savaşmaya isteksiz olması paradoksu, AB liderleri için karmaşık bir meydan okuma teşkil ediyor. Bir yandan stratejik bağımsızlık ve caydırıcılık kapasiteleri geliştirilmesi zorunluluğu varken, diğer yandan bu hedeflere ulaşmak için gerekli olan toplumsal seferberlik ve fedakarlık ruhunun eksikliği dikkat çekiyor. Bu durum, Avrupa'nın güvenlik stratejilerini sadece askeri yeteneklerle değil, aynı zamanda diplomatik becerilerle, siber güvenlikle ve istihbarat işbirliğiyle de desteklemesi gerektiğini vurguluyor.
Sonuç olarak, bu anket, Avrupa'nın hem iç hem de dış güvenlik politikalarında önemli bir dönüşüm sürecinden geçtiğini gösteriyor. Halkın beklentileri ile jeopolitik gerçekler arasındaki dengeyi bulmak, Avrupalı liderlerin önündeki en büyük görevlerden biri olacak. Kendi savunmasını güçlendirme arayışı devam ederken, askeri çatışmalardan kaçınma ve diplomatik çözümlere öncelik verme eğilimi, Avrupa'nın küresel sahnede barışçıl bir aktör olma kimliğini koruma arzusunu da yansıtıyor. Ancak bu durum, potansiyel tehditler karşısında yeterli caydırıcılığı sağlayıp sağlayamayacağı konusunda soru işaretleri yaratmaya devam edecek.



