Barselona'nın kültürel sahnesinden yükselen yeteneklerden biri olan Alexandre Escrivà, klarnet sanatçılığı ile yazarlığı başarıyla birleştiren dikkat çekici bir isim. Profesyonel bir müzisyen olmasına rağmen, yazma tutkusu onu pandemi döneminde edebiyat dünyasına daha fazla yöneltmiş ve kısa sürede "İspanyol Joël Dicker" olarak anılmaya başlanmıştır. Halen Banda Municipal de Barcelona (Barselona Belediye Bandosu) ile işbirliği yapan Escrivà, müziğin yanı sıra kelimelerin ritmini de ustalıkla kullanmaktadır.
Çocukluğundan itibaren müziğe adanmış bir hayat süren Escrivà, pandemi nedeniyle müzik projelerinin durmasıyla kendini tamamen ikinci tutkusu olan yazmaya adamıştır. Bu dönem, onun edebi yolculuğunda bir dönüm noktası olmuş ve kısa sürede polisiye roman (novel·la negra) türünde eserleriyle adından söz ettirmeye başlamıştır. Özellikle İsviçreli yazar Joël Dicker ile yapılan karşılaştırmalar, Escrivà'nın dikkatleri üzerine çekmesinde önemli bir rol oynamıştır.
betevé kanalındaki bàsics programına verdiği bir röportajda Escrivà, bu olumlu eleştiriler ve Dicker ile yapılan kıyaslamalar karşısında mütevazı bir duruş sergilediğini belirtmiştir. "İyi eleştirilere minnettar olsam da, bu kıyaslamaları çok fazla düşünmemeye ve ayaklarımı yere sağlam basmaya çalışıyorum," diyerek kendi özgün yolunu çizme arzusunu ifade etmiştir. Bu benzetme, onun eserlerinin kalitesi ve sürükleyiciliği hakkında önemli bir ipucu sunmaktadır, zira Joël Dicker, dünya çapında çok satan gerilim romanlarıyla tanınan bir yazardır.
Müzik ve Edebiyatın Kesişim Noktası: Alexandre Escrivà'nın Yaratım Süreci
Escrivà için bir roman yazmaya başlarken en önemli unsurlardan biri, okuyucuyu anında yakalayan, etkileyici bir başlangıç yapmaktır. Yazar, "Benim için bu önemli, ancak çok yüksekten başlamak, romanın diğerlerinden daha iyi olduğu anlamına gelmez," diyerek başlangıçtaki bu ivmenin hikayenin bütününe yayılması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, onun polisiye türündeki eserlerinin temposunu ve okuyucuyu içine çeken yapısını açıklamaktadır.
Şimdiye kadar yayımlanan kitapları genellikle Amerika Birleşik Devletleri'nde geçse de, Escrivà gelecekte farklı şehirlerde geçen romanlar yazmaya açık olduğunu belirtiyor. Yazarın ilginç yaratım süreçlerinden biri de, ilk romanlarından birinin geçtiği San Francisco'ya hiç gitmemiş olmasıdır. "Romanı yazarken Google Street View kullandım, çünkü bu bana romanı kurgulamak istediğim yılın sokaklarını görme imkanı sağlıyordu," diye açıklıyor. Bu dijital keşif sayesinde yarattığı şehir atmosferi o kadar gerçekçi olmuş ki, kitabı yayımlandıktan sonra nihayet San Francisco'yu ziyaret etme fırsatı bulmuştur.
Escrivà'nın diğer tutkusu olan müzik de eserlerinde derin izler bırakmaktadır. "Bir roman yazarken kelimelerin müzikalitesini arıyorum. Bir cümlenin sırası önemlidir; bazı bölümler benden çok belirli bir tını talep ediyor," sözleriyle, müziğin ritmini ve armonilerini yazımına nasıl taşıdığını anlatmaktadır. Bu, onun metinlerine eşsiz bir akıcılık ve duygu katmakta, okuyucuyu adeta bir melodi dinler gibi hikayenin içine çekmektedir.
Sant Jordi Günü ve İspanyol Edebiyat Sahnesine Etkisi
Alexandre Escrivà'nın son romanı El secreto de Victor Black ile bu yılki Sant Jordi 2026 (Aziz Jordi Günü 2026) etkinliğinde kitap imzalayacak olması, kendisi için büyük bir heyecan kaynağıdır. "Bu değişim çok çarpıcı, hala inanamıyorum," diyen Escrivà, Barselona'da yaşadığı yıllar boyunca bu özel günün güzelliğine tanık olduğunu ve şimdi bir yazar olarak bu deneyimi yaşamanın kendisi için çok özel olduğunu belirtiyor.
Sant Jordi Günü, her yıl 23 Nisan'da özellikle Catalunya (Katalonya) bölgesinde kutlanan, kitap ve gül takas etme geleneğiyle bilinen eşsiz bir kültürel bayramdır. Bu günde, erkekler kadınlara gül, kadınlar ise erkeklere kitap hediye eder. Barselona sokakları binlerce kitap standı ve gül satıcısıyla dolar taşar, yazarlar okuyucularıyla buluşup kitaplarını imzalar. Bu gelenek, edebiyatı ve okuma alışkanlığını teşvik etmenin yanı sıra, yayınevleri ve yazarlar için yılın en önemli satış günlerinden biridir. Sant Jordi, aynı zamanda Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından 1995'ten bu yana Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü olarak kabul edilen 23 Nisan'ın ilham kaynaklarından biridir.
Escrivà'nın Joël Dicker ile kıyaslanması ve Sant Jordi gibi önemli bir günde okuyucularıyla buluşacak olması, İspanyol edebiyatının genç ve dinamik seslerinin yükselişine işaret etmektedir. Polisiye ve gerilim türünün dünya genelinde artan popülaritesi, Escrivà gibi yetenekli yazarların daha geniş kitlelere ulaşmasına zemin hazırlamaktadır. Onun müziği ve edebiyatı harmanlayan özgün tarzı, İspanyol ve uluslararası edebiyat sahnesine taze bir soluk getirme potansiyeli taşımaktadır. Alexandre Escrivà'nın hikayesi, tutkuların peşinden gitmenin ve beklenmedik yollarla başarıya ulaşmanın ilham verici bir örneğidir.


