İspanya ve özellikle Katalonya (Catalunya) sinemasının sevilen yüzlerinden, başarılı oyuncu Aina Clotet, 2026 yılında vizyona giren ilk yönetmenlik denemesi VIVA ile büyük beğeni topladı. Filmin uluslararası alanda yakaladığı başarı, onu Oscar Ödülleri'nin uluslararası film kategorisinde ön elemeye kalan yapımlar arasına sokmaya çok yaklaştırdı. Bu başarısıyla adından sıkça söz ettiren Clotet, doğup büyüdüğü Barselona (Barcelona) ile olan derin bağını ve şehre dair hislerini samimi bir dille paylaştı.
Clotet, Barselona'yı sadece bir şehir olarak değil, hayatının merkezinde konumlandırdığını dile getiriyor. "Barselona benim hayatım demek. Burada büyüdüm, küçüklüğümden beri benim şehrim ve sayısız anım var" sözleriyle şehre olan tutkusunu ifade eden oyuncu, en tatlı anılarından birinin 20 yaşındayken Born (El Born) mahallesine taşınarak bağımsızlığını ilan etmesi olduğunu belirtiyor. Ailesiyle yaşadığı yerden farklı bir deneyim sunan Born, onun için Barselona'nın merkezini genç bir bakış açısıyla keşfetme fırsatı sunmuş. Ancak Clotet, bu tarihi ve canlı mahallenin günümüzde turistler tarafından "işgal edilmiş" olmasından duyduğu üzüntüyü de saklamıyor.
Oyuncunun Barselona'ya dair en büyük üzüntüsü ise şehrin genelindeki hijyen sorunları ve özellikle "idrar kokusu". Clotet, "Barselona'nın idrar kokusu korkunç, beni çok üzüyor. İnsanların bunu yapmasını anlayamıyorum" diyerek bu konudaki rahatsızlığını net bir şekilde dile getiriyor. Bu durum, Barselona gibi milyonlarca turisti ağırlayan büyük şehirlerin karşılaştığı ortak bir sorun olarak öne çıkıyor ve hem yerel halkın yaşam kalitesini hem de şehrin imajını olumsuz etkiliyor.
Barselona'nın "Akciğerleri" ve Gastronomi Tutkusu
Aina Clotet, şehrin tek bir noktasını favori olarak seçmekte zorlansa da, doğayla iç içe olan bölgelere özel bir vurgu yapıyor. "Collserola Dağı (Muntanya de Collserola) ve Montjuïc (Montjuïc) Dağı'na bayılıyorum, ikisi de şehrin akciğerleri gibi" diyerek Barselona'nın yeşil alanlarının önemini vurguluyor. Hatta Montjuïc yakınlarında, kalenin civarında yaşadığı unutulmaz bir randevuyu da anımsayan Clotet, İspanyol televizyonunun ikonik isimlerinden Mayra Gómez Kemp'in meşhur "Buraya kadar okuyabilirim" (Y hasta aquí puedo leer) sözünü anımsatarak, randevunun detaylarını sır gibi saklıyor ve sadece "harika bir randevuydu" demekle yetiniyor. Kötü randevular konusunda ise şanslı olduğunu, hayatında çok fazla randevusu olmadığı için kötü bir deneyim yaşamadığını belirtiyor.
Clotet'in Barselona'daki ideal günü ise kültür, sanat ve iyi yemekle dolu. "Bir konsere veya tiyatroya gitmek, sonra arkadaşlarla buluşup iyi bir restorana gitmek. Ben iyi yemek yemeyi çok severim" diyerek gastronomiye olan düşkünlüğünü ortaya koyuyor. Özellikle Asya mutfağına hayran olduğunu belirten oyuncu, yakın zamanda harika bir Çin restoranında yemek yediğini anlatıyor. Ancak kendisinden bir restoran tavsiyesi istendiğinde, ilk aklına gelen yer Asya mutfağı değil, dünya çapında en iyi restoranlardan biri olarak kabul edilen El Suculent oluyor. Bu seçim, Clotet'in Barselona'nın zengin ve çeşitli mutfak sahnesine ne kadar hakim olduğunun da bir göstergesi.
Barselona'nın Turizm ve Hijyen İkilemi
Aina Clotet'in Barselona'ya dair hem sevgi dolu anıları hem de eleştirel gözlemleri, şehrin güncel sorunlarına ışık tutuyor. Özellikle Born gibi tarihi mahallelerin aşırı turizm (overtourism) nedeniyle yerel dokusunu kaybetmesi ve "idrar kokusu" gibi hijyen problemleri, Barselona'nın son yıllarda karşılaştığı en büyük zorluklardan. Şehir, yılda milyonlarca ziyaretçiyi ağırlarken, bu durumun yerel halkın yaşam kalitesi üzerindeki olumsuz etkileri "turismofobia" (turizm-fobisi) olarak adlandırılan bir tepkiyi de beraberinde getirdi. Barselona Belediyesi (Ajuntament de Barcelona), bu sorunu çözmek için turist dairelerine kısıtlamalar getirme, kısa süreli kiralama düzenlemelerini sıkılaştırma ve belirli bölgelerdeki turist yoğunluğunu azaltmaya yönelik çeşitli politikalar uyguluyor. Ancak Clotet'in ifadeleri, bu çabaların henüz yeterli olmadığını ve şehirdeki temel sorunların devam ettiğini gösteriyor.
Barselona, tarihi ve kültürel zenginliklerinin yanı sıra hareketli gece hayatı, mimarisi ve Akdeniz iklimiyle dünyanın en çok ziyaret edilen şehirlerinden biri. Ancak bu popülerlik, beraberinde altyapı yetersizlikleri, artan kira fiyatları ve kamu alanlarının aşırı kullanımı gibi sorunları da getiriyor. Aina Clotet gibi tanınmış bir ismin bu konulara dikkat çekmesi, kamuoyunda farkındalık yaratma ve çözüm arayışlarını hızlandırma potansiyeli taşıyor. Türkiye'nin İstanbul gibi büyük şehirleri de benzer turizm ve kentleşme baskılarıyla karşı karşıya kalırken, Clotet'in Barselona deneyimi, küresel çapta birçok metropolün ortak sorunlarına ayna tutuyor.
Sonuç olarak, Aina Clotet'in Barselona'ya dair dile getirdiği karmaşık hisler, şehrin ruhunu derinden anlayan bir sanatçının gözünden sunulan değerli bir perspektif sunuyor. Onun hem geçmişe duyduğu özlem hem de güncel sorunlara yönelik eleştirileri, Barselona'nın geleceği hakkında süregelen tartışmalara anlamlı bir katkı sağlıyor. Şehrin yerel kimliğini korumakla turizmden elde edilen faydaları dengelemek, Barselona ve benzeri birçok dünya şehri için hala çözülmesi gereken temel bir denklem olarak kalmaya devam ediyor.


