🇪🇸 Barselona, İspanya'dan Türkçe Haberler
Gündem

ABD-İran Gerilimi: Yarım Asırlık Husumetin Doruk Noktası

4 Mart 2026, Çarşamba
4 dk okuma
Kaynak: Ara.cat
ABD-İran Gerilimi: Yarım Asırlık Husumetin Doruk Noktası

Washington ile Tahran arasındaki mevcut gerilim, neredeyse yarım asırdır süregelen düşmanca bir ilişkinin doruk noktasını temsil etmektedir. Yanlış anlamalar ve uzlaşma için kaçırılmış fırsatlarla dolu bu karmaşık süreç, iki ülkenin küresel ve bölgesel hegemonya arzuları arasındaki derin ideolojik ve çıkar çatışmasından beslenmektedir. Bir taraf küresel çapta bir güç olmayı hedeflerken, diğer taraf kendi bölgesinde mutlak bir etki alanı kurma peşindedir; bu durum, süregelen düşmanlığın temelini oluşturmaktadır. Mevcut kriz, yalnızca güncel olayların bir sonucu değil, aynı zamanda kökleri çok daha eskilere dayanan bir hesaplaşmanın yeni bir evresidir.

Bu düşmanlığın kökenleri genellikle 1979 İran İslam Devrimi'ne dayandırılsa da, aslında ABD ile İran arasındaki ilk büyük gerilim anı bu devrimden çok daha öncesine dayanmaktadır. Hatta, Ayetullahlar rejiminin ortaya çıkışı, bir bakıma bu önceki gerilimin doğrudan bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Bu tarihsel bağlam, iki ülke arasındaki ilişkilerin ne denli karmaşık ve katmanlı olduğunu gözler önüne sermektedir. Devrim öncesindeki olaylar, İran halkının Batı müdahalesine karşı duyduğu derin öfkenin ve bağımsızlık arayışının temelini atmıştır.

Bu bağlamda, 1953 yılında ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve Birleşik Krallık istihbaratının desteklediği askeri darbe (Operasyon Ajax) kritik bir dönüm noktasıdır. Demokratik yollarla seçilmiş Başbakan Muhammed Musaddık'ın devrilerek, Şah Rıza Pehlevi'nin iktidarının güçlendirilmesi, İran'da Batı karşıtı duyguları körüklemiştir. Musaddık'ın petrol endüstrisini millileştirme girişimi, Batılı güçlerin çıkarlarıyla çatışmış ve bu müdahale, İran halkının hafızasında derin izler bırakmıştır. Bu olay, ABD'nin İran'ın iç işlerine ilk büyük ve yıkıcı müdahalesi olarak kabul edilir ve sonraki düşmanlığın tohumlarını ekmiştir.

Şah döneminde ABD ile kurulan yakın ilişkiler ve Batılılaşma çabaları, özellikle din adamları ve muhafazakar kesimler arasında büyük bir rahatsızlık yaratmıştır. Şah'ın otoriter yönetimi, insan hakları ihlalleri ve Batı'ya aşırı bağımlılığı, 1979'daki İslam Devrimi'nin zeminini hazırlayan önemli faktörler olmuştur. Devrim, Şah'ı devirerek Ayetullah Humeyni liderliğinde bir İslam Cumhuriyeti kurmuş ve ABD'yi "Büyük Şeytan" ilan etmiştir. Bu dönemde yaşanan Tahran'daki ABD Büyükelçiliği rehin alma krizi (1979-1981), iki ülke arasındaki ilişkileri onarılamaz bir şekilde koparmış ve yarım asırlık düşmanlığın en belirgin sembollerinden biri haline gelmiştir.

Tarihsel Kökenler ve Dönüm Noktaları

İran İslam Devrimi'nin ardından, ABD ve İran arasındaki ilişkiler sürekli bir gerilim hattında seyretmiştir. Soğuk Savaş döneminde, ABD'nin Irak-İran Savaşı sırasında Irak'ı desteklemesi, Tahran'ın Washington'a olan güvensizliğini daha da derinleştirmiştir. 2000'li yılların başından itibaren İran'ın nükleer programı, uluslararası toplumda büyük endişelere yol açmış ve ABD liderliğindeki Batılı ülkeler tarafından ağır ekonomik yaptırımlarla karşılık bulmuştur. Bu yaptırımlar, İran ekonomisine ciddi zararlar vermiş ve halkın yaşam kalitesini olumsuz etkilemiştir. Nükleer program, iki ülke arasındaki çatışmanın en kritik ve karmaşık boyutlarından biri haline gelmiştir.

2015 yılında imzalanan Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) olarak bilinen nükleer anlaşma, kısa süreli bir diplomatik yumuşama sağlamış olsa da, ABD'nin 2018'de tek taraflı olarak bu anlaşmadan çekilmesiyle gerilim yeniden tırmanmıştır. JCPOA, İran'ın nükleer faaliyetlerini kısıtlaması karşılığında yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Ancak ABD'nin çekilmesi ve ardından gelen "azami baskı" politikası, İran'ı anlaşmadaki taahhütlerini aşmaya yöneltmiş ve bölgedeki tansiyonu artırmıştır. Ayrıca, Suriye, Yemen, Irak ve Lübnan gibi ülkelerdeki vekalet savaşları, ABD ve İran'ın bölgesel nüfuz mücadelesinin en somut örneklerini oluşturmaktadır. Her iki ülke de bu çatışmalarda farklı grupları destekleyerek bölgesel istikrarsızlığı derinleştirmektedir.

Bölgesel ve Küresel Etkiler: Türkiye ve İspanya'nın Rolü

ABD-İran gerilimi, Orta Doğu'nun ve küresel siyasetin dinamiklerini doğrudan etkilemektedir. Uzmanlar, bu çatışmanın temelinde sadece jeopolitik çıkar çatışmalarının değil, aynı zamanda seküler demokrasi ile İslamcı devrimci devlet ideolojileri arasındaki derin farklılıkların da yattığını belirtmektedir. Petrol yolları ve stratejik su geçitlerinin kontrolü, bölgedeki güç mücadelesinin ekonomik boyutunu oluştururken, olası bir doğrudan çatışma senaryosu, küresel enerji piyasalarını ve uluslararası ticareti derinden sarsma potansiyeli taşımaktadır. Bu durum, uluslararası arenada birçok ülkeyi endişelendirmekte ve diplomatik çözüm arayışlarını hızlandırmaktadır.

Türkiye, İran ile komşu olması ve NATO üyesi olarak ABD ile müttefiklik ilişkisi içinde bulunması nedeniyle bu gerilimde hassas bir denge politikası izlemektedir. Tarihsel olarak İran'dan enerji ithalatına bağımlı olan Türkiye, ABD yaptırımlarının kendi ekonomisi üzerindeki etkilerini de göz önünde bulundurmak zorundadır. Ankara, bölgesel istikrarın korunması ve gerilimin azaltılması için hem diplomatik çabalara destek vermekte hem de kendi ulusal çıkarlarını korumaya çalışmaktadır. Suriye'deki farklı pozisyonlar ve bölgesel güvenlik endişeleri, Türkiye'nin bu karmaşık ilişkideki konumunu daha da zorlaştırmaktadır. Türkiye, her iki tarafla da diyalog kanallarını açık tutarak arabuluculuk rolü üstlenmeye çalışmaktadır.

Avrupa Birliği üyeleri arasında yer alan İspanya gibi ülkeler de, Orta Doğu'daki istikrarsızlığın enerji güvenliği ve göç akınları üzerindeki potansiyel etkileri nedeniyle bu gerilimi yakından takip etmektedir. Avrupa ülkeleri, JCPOA'yı koruma ve diplomatik çözümleri teşvik etme konusunda genellikle ABD'den farklı bir tutum sergilemektedir. İspanya, AB'nin genel politikası doğrultusunda, çatışma yerine diyaloğu ve uluslararası hukuka uygun çözümleri savunmaktadır. Barselona merkezli `ara.cat` gibi yayın organları da, bu karmaşık jeopolitik durumu Katalonya ve Avrupa perspektifinden analiz ederek, okuyucularına daha geniş bir bağlam sunmaktadır. Gelecekte, vekalet savaşlarının devam etmesi, ekonomik baskıların artması veya diplomatik girişimlerin başarıya ulaşması gibi farklı senaryolar, bölgenin kaderini şekillendirecektir.

Etiketler:
#abd-iran#politika#uluslararası-ilişkiler#tarih#jeopolitik
Paylaş:
Kaynak: Ara.cat