Avrupa Birliği (AB), bir zamanlar Giorgia Meloni'nin iktidara gelişini endişeyle izlerken, son dönemde İtalyan Başbakanı'nın göçmen karşıtı söylemini ve politikalarını benimser bir tutum sergilemeye başladı. Avrupa kurumlarındaki bu önemli yön değişikliğinin son adımı, bu hafta üzerinde anlaşılan ve birçok açıdan İtalyan Başbakanı'nın politikalarından ilham alan kapsamlı göç reformu oldu. Özellikle, AB içinde düzensiz yaşayan göçmenleri sınır dışı etmek üzere üçüncü ülkelerde kurulacak kamplar, bu yeni düzenlemenin en dikkat çekici ve tartışmalı unsurlarından biridir. Avrupa'daki sivil toplum kuruluşları (STK'lar) ile merkez ve sol partiler arasında büyük bir infiale yol açan bu yeni yasa, insan hakları ve uluslararası koruma ilkeleri açısından ciddi endişeleri beraberinde getirmektedir.
AB'nin yeni göç ve iltica paktı, üye devletler arasında yıllarca süren müzakerelerin ve çetin pazarlıkların bir sonucudur. Ancak bu süreçte, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin liderliğindeki sağcı hükümetin göç politikalarına yönelik katı duruşu, AB'nin genel yaklaşımını önemli ölçüde etkilemiştir. Meloni'nin öncelikli hedefi, Akdeniz üzerinden Avrupa'ya ulaşan düzensiz göç akınını durdurmak ve iltica başvurularının AB toprakları dışında işlenmesi için mekanizmalar geliştirmektir. Bu reform, AB'nin göç yönetimine ilişkin daha önceki liberal yaklaşımlarından keskin bir sapmayı temsil etmekte ve birliğin dış sınırlarını güçlendirme, sınır dışı etme süreçlerini hızlandırma ve üçüncü ülkelerle işbirliğini artırma yönündeki kararlılığını ortaya koymaktadır.
Arka Plan ve Meloni'nin Yükselişi
Avrupa Birliği, 2015'teki büyük göç kriziyle birlikte göç politikalarında köklü değişikliklere gitme ihtiyacını derinden hissetti. Akdeniz rotası üzerinden milyonlarca sığınmacı ve göçmenin Avrupa'ya ulaşması, üye devletler arasında hem dayanışma eksikliğini hem de ortak bir strateji oluşturmadaki zorlukları gözler önüne serdi. Bu krizin ardından, özellikle Doğu Avrupa ülkeleri ve İtalya gibi ön saflardaki ülkeler, daha sıkı sınır kontrolleri ve daha hızlı sınır dışı etme mekanizmaları talep etmeye başladı. Giorgia Meloni'nin 2022'de İtalya'da iktidara gelmesiyle birlikte, bu talepler AB gündeminde daha da ağırlık kazandı. Meloni, "Önce İtalya" sloganıyla yola çıkarak, ülkesinin göç yükünü hafifletme ve düzensiz göçle mücadele etme sözü verdi. Bu bağlamda, İtalya'nın Arnavutluk ile imzaladığı, göçmenlerin iltica başvurularının Arnavutluk topraklarında işlenmesini öngören tartışmalı anlaşma, AB'nin yeni paktına ilham veren modellerden biri olarak kabul edilmektedir.
Meloni'nin bu tür radikal politikaları, başlangıçta AB içinde şüpheyle karşılansa da, zamanla Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen gibi önemli isimlerin desteğini kazanmıştır. Bu destek, AB'nin göç politikalarında sağa doğru kayışın ve dışsallaştırma (externalization) stratejilerinin benimsenmesinin bir göstergesidir. AB, göç sorununu kendi sınırları dışında çözme eğilimine girerek, kaynak ve transit ülkelerle yapılan anlaşmalara ve üçüncü ülkelerde kurulan işlem merkezlerine daha fazla önem vermeye başlamıştır. Bu yaklaşım, bir yandan üye devletlerin üzerindeki yükü hafifletme amacı taşırken, diğer yandan insan hakları örgütleri tarafından uluslararası koruma standartlarını aşındırmakla eleştirilmektedir.
Yeni Göç Anlaşmasının En Tartışmalı Maddeleri
AB'nin yeni göç ve iltica paktı, özellikle beş ana başlık altında büyük tartışmalara yol açmaktadır. Bu maddeler, hem göçmenlerin hakları hem de AB'nin temel değerleri açısından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır:
- Dış Sınır Prosedürleri ve Hızlandırılmış İşlemler: Pakt, AB'nin dış sınırlarında (havaalanları, limanlar ve kara sınırları) hızlandırılmış tarama ve iltica prosedürlerinin uygulanmasını öngörüyor. Özellikle iltica başvurusu reddedilme olasılığı yüksek olan veya "güvenli üçüncü ülkelerden" gelen kişiler için bu prosedürler, mültecilerin sınırlı bir süre içinde, çoğu zaman gözaltı koşullarında tutulmasına yol açabilir. Bu durum, adil yargılanma ve hukuki yardım alma haklarını kısıtlayarak, insan hakları ihlallerine zemin hazırlama potansiyeli taşımaktadır.
- "Güvenli Üçüncü Ülke" Kavramının Genişletilmesi: Yeni düzenleme, iltica başvurusunda bulunan kişilerin, başvurularının işlenmesi için "güvenli üçüncü ülkelere" gönderilmesini kolaylaştırıyor. Bu, göçmenlerin gerçek bir bağlantısı olmasa bile, transit geçtikleri veya daha önce bulundukları bir ülkeye geri gönderilebilecekleri anlamına geliyor. Eleştirmenler, bu uygulamanın iltica hakkını zayıflattığını ve ülkelerin uluslararası koruma yükümlülüklerinden kaçınmasına olanak tanıdığını belirtiyor.
- Zorunlu Dayanışma Mekanizması: Pakt, üye devletler arasında "zorunlu dayanışma" mekanizması getiriyor. Buna göre, göç baskısı altındaki ülkelere yardım etmek istemeyen üye devletler, her bir kabul edilmeyen sığınmacı için 20.000 € ödeme yaparak sorumluluktan kaçınabilecek. Bu "öde ya da al" sistemi, dayanışmayı finansal bir yükümlülüğe dönüştürmesi ve bazı ülkelerin göçmenleri kabul etme sorumluluğundan kurtulmasını sağlaması nedeniyle büyük tepki çekmektedir.
- Üçüncü Ülkelerde Kamplar ve İşlem Merkezleri: Belirgin bir şekilde Meloni'nin politikalarından esinlenen bu madde, AB'nin üçüncü ülkelerde göçmenler için kamplar ve işlem merkezleri kurmasını öngörüyor. Amaç, iltica başvurularını AB topraklarına girmeden önce dışarıda işlemek ve düzensiz göçmenleri bu merkezlerden sınır dışı etmek. Bu uygulama, göçmenlerin uluslararası koruma standartlarına uygun muamele görüp görmeyeceği, denetlenebilirlik ve insan hakları ihlali riskleri açısından ciddi endişelere yol açmaktadır.
- Genişletilmiş Gözaltı ve İnsan Hakları Endişeleri: Yeni pakt, özellikle sınır prosedürleri sırasında göçmenlerin, hatta çocuklu ailelerin dahi daha uzun süre gözaltında tutulmasına olanak tanıyor. Bu durum, uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri olan çocukların gözaltında tutulmaması prensibine aykırı bulunmakta ve insan hakları örgütleri tarafından ağır şekilde eleştirilmektedir.
Bu maddeler, AB'nin göçmenlere yönelik yaklaşımında önemli bir sertleşmeyi temsil etmekte ve uluslararası hukuk ile insan hakları standartlarına uygunluğu konusunda tartışmaları beraberinde getirmektedir. İspanya gibi göçmen akınlarına maruz kalan bir ülke için, bu paktın uygulamaları kendi sınır politikalarını ve göçmen kabul süreçlerini doğrudan etkileyecektir. Özellikle Kanarya Adaları ve Akdeniz üzerinden gelen düzensiz göçmenlerle mücadele eden İspanya, yeni düzenlemelerin getireceği yük ve sorumluluklarla yüzleşmek zorunda kalacaktır. Türkiye ise, AB ile olan 2016 Göç Anlaşması çerçevesinde zaten önemli bir transit ülke konumunda olup, AB'nin yeni dışsallaştırma politikalarının gelecekteki olası etkileşimleri açısından yakından takip edilmektedir.
Sonuç olarak, AB'nin yeni göç ve iltica paktı, birliğin göç sorununa yaklaşımında radikal bir dönüşümü işaret etmektedir. Giorgia Meloni'nin etkisiyle şekillenen bu "Meloni Yasası," AB'nin dış sınırlarını daha da güçlendirme, iltica süreçlerini hızlandırma ve üçüncü ülkelerle işbirliğini artırma hedefini gütmektedir. Ancak, insan hakları örgütleri ve sol görüşlü partiler, bu reformun uluslararası koruma haklarını zayıflatacağı, göçmenlerin insanlık dışı koşullarda tutulmasına yol açacağı ve AB'nin temel değerlerinden ödün vereceği konusunda ciddi uyarılarda bulunmaktadır. Paktın uygulamaya konulmasıyla birlikte, hem AB içindeki dayanışma mekanizmalarının işleyişi hem de göçmenlerin haklarının korunması konusunda önemli zorluklar ve hukuki mücadeleler yaşanması beklenmektedir.



